Cevaplandı Yunan edebiyatı nedir?

'Sorun Cevaplayalım' forumunda Sitem tarafından 5 Oca 2012 tarihinde açılan konu

  1. YUNAN EDEBİYATI

    Parnasizm


    19. yüzyılın sonlarında romantizme tepki olarak doğmuş bir şiir akımıdır.1850 yılından sonra pozitivizmin etkisiyle gelişen gerçekçilik şiire de yansır. Böylece aşırı duygusal, içedönük şiir yerine doğaya ve düşünceye yönelik şiir yazma eğilimi başlar.


    Parnasizm, şiirde gerçekçilik demektir. Realizmin şiirdeki yansıması gibidir.1866’da Fransa’da Le Parnasse Comtemporain (Çağdaş Parnas) adlı şiir dergisinde bu anlayışla şiir yazan şairlere “parnassien” denir.


    Akımın Özellikleri:

    1.Bu akıma göre şiir, “sanat için sanat” anlayışıyla yazılmalı ve aydın kişilere seslenmelidir.

    2.Duygudan çok tasvire, düşünceye, biçim ve söyleyiş güzelliğine önem verilmelidir.

    3.Şiir, eğitici öğretici bir amaç taşımamalı; salt güzellikleri dile getirmek amacıyla yazılmalıdır.

    4.Şair kişiliğini gizlemeli, duygularından çok gözlemlerini anlatmalıdır.

    5.Sanatçılar, doğa tasvirlerini nesnel bir tutumla yansıtmaya çalışmış, şiirin dış yapısı üzerinde özenle durulmuştur.

    7.Eserlerde plastik güzellik esas alınmış; nazım türü, ölçü, kafiye ve ses uyumu gibi unsurlarla plastik güzellik sağlanmaya çalışılmıştır.

    8.Dilin, kurallarına uygun, kusursuz olmasına dikkat edilir.

    9. Parnasyenler, şimdiki zaman yerine geçmiş zamanın kişi ve olaylarına yönelmiş, eski Yunan ve Latin mitolojisinden yararlanmış, egzotik temalara ağırlık vermişlerdir.

    10.Sanatçılar, duygudan çok düşünceye ağırlık vermiş, felsefi ve bilimsel konularda da şiirler yazmışlardır.

    Akımın Önemli Temsilcileri:

    Theophile Gautier,

    Theodore de Banville

    J. Maria da Heredia

    Francois Coppee

    Leconte de Lisie

    Sully Prudhomme


    Türk edebiyatında, Parnasizmi bütün özellikleriyle benimseyip uygulayan bir şair yoktur. Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, bu akımdan etkilenmiştir. Yahya Kemal Beyatlı’nın şiirlerinde de Parnasizmin bazı özelliklerine rastlanır.


    Sembolizm (Simgecilik)

    19. yüzyılın sonlarında Fransa’ da realizme, natüralizme ve parnasizme tepki olarak ortaya çıkan şiir akımıdır.


    19. yüzyılın sonlarına doğru pozitivizm ve determinizmin katı gerçekçiliğinden, duyguya ve hayale hiç yer vermemesinden bunalan, dış gerçeği bilimsel yasalarla algılamaktan bıkan sanatçılar, aşırı duyarlılık ve karamsarlıkla beslenen, düşlere dayanan bir dünya kurmayı denerler. Bu öznel dünyayı dile getirecek yeni sözcükler, yeni anlatım yolları bulmaya çalışırlar. Bu sanatçılara göre insanoğlu dünyayı duygularıyla algılar, bu algılama kişilere göre ve onların içinde bulundukları koşullara göre az ya da çok değişebilir. Bu nedenle gerçekler tam ve doğru olarak yansıtılmaz. Öyleyse şair dış gerçekliği bir yana bırakmalı, kendi “ben”ine, iç dünyasına dönmelidir.


    Akımın Özellikleri:

    1.“Dış dünyanın insan duygularına etkisi, insanla doğa arasındaki gizli ilişkiler açıkça anlatılamaz.” görüşünden yola çıkan sembolistler, okurun duygularına semboller aracılığıyla seslenmeyi ve insanın hayal gücünü harekete geçirmeyi amaçlar.

    2.Nesneler, doğa ile insan arasında bağlantı kuran birer sembol olarak görülmüş, olaylar, sözcüklere mecaz anlamlar yüklenerek simgelerle açıklanmıştır.

    3.Kavramların nitelikleri için semboller yetersiz kalınca sözcüklere yeni anlamlar yüklenmiş, söz dizimleri ve söyleyiş biçimleri bozulmuş ve kapalı bir anlatıma gidilmiştir.

    4.Şiirin yorumu okuyucuyu bırakılmış, değişik yorumlara açık şiirin mükemmel şiir olduğu savunulmuştur.

    5.Sözcüklerin anlamından çok ahenginden yararlanılmış, duygu ve düşünceler açık bir anlatımla değil, sezdirme yoluyla verilmeye çalışılmıştır.

    6.Şiirdeki bu kapalılık ve belirsizlik isteği, şairleri belirsiz temlere yöneltmiştir.

    7.Uzaklara, hayali diyarlara, insan eli değmemiş, ayak basılmamış yerlere, yaşanmamış zamanlara özlem duyulmuş, hayali dekorlar çizilmiştir.

    8.Sembolistler, saf şiir peşinde koşmuşlar, şiirin biçimsel kuralları, bu amacı engelleyeceğinden daha çok serbest biçimlere yönelmişler; sone, terzarima, mensur şiir gibi türleri kullanmışlardır.

    9.Sanatçılar, sanat için sanat ilkesini benimsemişlerdir.

    10.Şair; ay ışığını, alacakaranlığı, esrarlı, geceyi, gölgeli görüntüyü, durgun doğayı, üzüntülü yaşamı, açık, aydınlık hareketli yaşama tercih etmiştir.

    11. Şiirde musiki ve ahenk her şeyden daha fazla önemsenmiştir.

    Akımın Önemli Temsilcileri:

    Arthur Rimbaud

    Charles Baudelaire,

    E. Allan Poe

    Paul Valery

    Paul Verlaine

    Stephane Mallarme,


    Edebiyatımızda sembolizmin etkileri Cenap Şehabettin, Necip Fazıl, Yahya Kemal, Cahit Sıtkı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Haşim ve Ahmet Muhip Dıranas’ta görülür.


    Fütürizm (Gelecekçilik)

    Bilim ve teknolojideki hızlı gelişime ayak uydurarak geleceğe kalmayı hedef alan bir şiir akımıdır. Bu akım geçmişi, gelenekleri ve var olan edebiyat değerlerini bir yana bırakıp şiire her türlü hızı, serüveni ve dinamizmi sokmayı amaçlamıştır. Bu amaca uygun sözcük dizileri, cümle çeşitleri kurarak geleceğe yönelmek gerektiği savunulmuştur. Bunların şiirlerinde makineye ve onun sesine hayranlık, hız ve serüven vardır.


    İtalyan şair Marinetti 1909’da Fransa’da Fütürizmin bildirisini yayımlar, akımın amaçlarını ve özelliklerini açıklar. Bildiride makineye duyulan hayranlık, savaşın güzelliği ve gerekliliği, tehlike duygusu, saldırganlık, gözü peklik, kadın düşmanlığı yüceltilir.


    Rus Fütüristleri ise 1912’de bildiri yayınlayarak geleneksel sanat değerlerine başkaldırır. Savaşa karşı çıkarlar. Çalışan kadınla erkeğe eşit gözle bakarlar, makineyi insana yararlı olduğu için överler. Bu tutumlarıyla İtalyan Fütüristlerinden ayrılırlar.


    Akımın Özellikleri:

    1.Bu akıma göre geçmişin tüm sanat değerleri terk edilmeli; yeni yaşamın hızına uygun, yeni anlatım biçimleri ve yolları bulunmalıdır.

    2.Enerji, atılganlık, tehlike, gözü peklik, çalışmanın kutsallığı savunulmalı, sanatın her dalına dinamizm getirilmelidir.

    3.Şiirde geleneğe bağlı olan her şey atılmalı, özgür şiir biçimleri kullanılmalıdır.

    4.Değişeni, hareket halinde olanı anlatma çabası, fütürist şiire; duygunun yerine çağın ve geleceğin belirleyici ve değiştirici öğeleri olarak algılanan makineyi, çark seslerini ve fabrika gürültülerini sokmuştur.

    5.Fütürist şairler söz dizimine, noktalamaya ve anlatım kurallarına uymamış; uyak, ölçü gibi şekil özelliklerini dikkate almamışlardır.

    Akımın Önemli Temsilcileri:

    Marinetti

    Mayakovski

    Edebiyatımızda, Cumhuriyet dönemi şairlerinden Nazım Hikmet bu akımdan etkilenmiştir.


    Dadaizm

    1.Dünya Savaşı yıllarında, şair Tristan Tzara tarafından ortaya çıkarılan bir şiir akımıdır.Adını Tristan Tzara’ nın Meydan Larouse’ den rastgele seçtiği “dada” sözcüğünden alan bu akım yerini sürrealizme bırakmıştır.


    1914–1918 yıllarında insanlık Birinci Dünya Savaşı’ nın getirdiği dayanılmaz acıları, yıkımları, yoksullukları yaşamıştır. Bu durum özellikle genç kuşağı umutsuzluğa ve karamsarlığa sürüklemiştir. Genç kuşak, bu nedenle var olan her şeye tepki duymaya başlamıştır. Dadaizm bu yönelişin ürünü olarak ortaya çıkmıştır.


    1920’li yıllarda en güçlü dönemini Fransa’ da yaşayan Dadaizm tam bir başkaldırı hareketidir. Sanatta başkaldırının en iyi silahı olan alayı benimsemiştir. Dadacıların kara mizah sanatı toplumu, bireyi, tüm inançları sarakaya(alaya) alır.


    Akımın Özellikleri:

    1.Düzene karşı düzensizliği, ağırbaşlılığa karşı alayı, kurala karşı kuralsızlığı, anlama karşı anlamsızlığı savunmuş; kamuoyunu sarsıp şaşkına çevirerek, toplumu uyuşukluktan, pısırıklıktan kurtarmak, harekete geçirmek istemişlerdir.

    2.Aklın iflas ettiğine inandıklarından, ahlak, aile, sanat, yurt, tarih, gibi kavramları önemsememişlerdir.

    4.Kuralsızlığı kural olarak benimseyerek geleneğe, yerleşik dile ve estetik kurallara karşı çıkmışlardır.

    5.Sözdizimi yasalarını çiğner, sözcüklerin anlamlarını saptırmak, hatta yok etmek eğilimi taşırlar.

    6.Eserlerinde uzak, kopuk çağrışımlara başvurmuş; kapalı, anlaşılması güç bir anlatım yolu benimsemişlerdir.


    Bu akımın en önemli temsilcisi Tristan Tzara’dır.



    Sürrealizm (Gerçeküstücülük)

    Sanatın gerçek kaynağının bilinçaltı olduğunu savunan bir akımdır. Bu akımın temelini Dadaizmden kopan sanatçılar atmıştır. Kurucusu Andre Breton’dur. Sürrealistler, Freud’un psikanalizm yöntemlerinden etkilenmiştir. Bunara göre sanat eseri; aklın hiçbir denetlemesi olmaksızın; hiçbir töre, ahlak ve estetik baskısı altında kalmadan hatta sanatçının yaratıcı gücüne bile meydan vermeden, insandaki iç benin yorumu olmalıdır.


    Akımın Özellikleri:

    1.Sürrealistler, gerçeküstünü yakalamak için hipnotizma seansları düzenlerler. Bilinçli yazılanlarla, hipnoz halinde yazılanları karşılaştırıp çelişkileri yakalamaya çalışırlar.

    2.Gerçek sanat eserinin iradeyle ortaya çıkmadığını, daha çok rastlantının ve otomatizmin ürünü olduğunu, sanatçının bu verileri kullandığı ve işlediği ölçüde asıl şiiri meydana getireceğini savunmuşlardır.

    3.Sürrealistler, iç akışı engellediği için nokta, virgül gibi noktalama işaretlerini kullanmazlar.

    4.Sürrealist sanatçılar dünyaya ve topluma mizahi açıdan yaklaşmışlardır.

    5.Üslupta özentiden kaçınmışlar, kapalılığa önem vermişlerdir.

    6.Eserler, töre, adet, gelenek ve ahlaka dayandırılmamış ve toplum için sanat yapılmamıştır.

    Akımın Önemli Temsilcileri


    Andre Breton

    Luis Aragon

    Paul Eluard

    Henry Miller

    Lorca


    Edebiyatımızda, “İkinci Yeni” temsilcileri ve Garip hareketi üzerinde etkili olmuştur.

    Empresyonizm (İzlenimcilik)


    Bu akım, 19. Yüzyılın sonlarında Fransa’da ortaya çıkmış, 20. Yüzyıl başlarına kadar sürmüştür. Önce resimde sonra edebiyatta etkili olmuş bir sanat anlayışıdır.Bu sanatçılar dış dünyayı olduğu gibi değil de algıladıkları biçimde anlatmayı amaçlamışlar, öznelliği benimsemiştir.Onlara göre, bu dünya sanatçılara heyecan ve ruhi dalgalanmalar veren bir uyarıcıdır. Sanatçının görevi duyduğu heyecanı ruhi dalgalanmaları dile getirmek olmalıdır.


    Şairler şiirde biçime ve uyağa önem vermemişler, sanat için sanat anlayışını benimseyerek edebiyatın toplumsal bir görev üstlenmesine karşı çıkmışlardır.

    Sembolizme çok benzediğinden sembolizmin içinde bulunan bazı şairler empresyonizmin de içinde rol almıştır. Daha çok şiir ve tiyatro dallarında etkili olmuştur.


    Akımın Önemli Temsilcileri:

    Artur Rimbaud

    R. Marie Rilke

    Paul Verlaine


    Ekspresyonizm (Dışavurumculuk)

    I.Dünya savaşından sonra Alman sinemasında uygulanan bir sanat akımıdır. Empresyonizme tepki olarak doğmuştur. İnsanın iç dünyasındaki duyguları anlatmayaönem veren bir akımdır.


    Akımın gayesi insanların ruhsal durumlarını anlatmaktır. Özellikle natüralizmin doğayı olduğu gibi kopyalayan tutumuna ve izlenimciliğin dış dünyaya olan bağımlılığına karşı gelişen bir tavır niteliğindedir. Bir başka ifadeyle Modernizmin anlamsızlaştırdığı insan ruhunun isyanıdır.


    Ekspresyonist sanatçılar öznel gerçekliğe ve iç gözleme önem vermişlerdir. Bu akıma göre şairin görevi dış dünyanın anlamsızlığına, ruhsuzluğuna süratli bir atılışla anlam kazandırmaktır. İyi bir sanatçı bir nesneyi bütün somut ilişkilerden ayırmak, onu çıplak ve yalnız olarak, bireysel zihnin katışıksız bir ürünü olarak incelemek durumundadır.


    Akımın Önemli Temsilcileri:

    O’neil: tiyatro

    Franz Kafka: öykü, roman

    J.Joyce: şiir, roman

    T.S. Eliot: Şiir, eleştiri


    Kübizm

    1910’lu yıllarda, önce resimde belirip sonra Guillaume Appolinaire’in öncülüğünde şiire geçen ve etkisini 1930 yıllarına kadar sürdüren Kübizm gerçeküstücülük yolunda bir basamak sayılır.

    Kübcü ressam ve şairler, Empresyonistlere zıt olarak geçici bir anı değil kişilerin ve eşyanın ebedi özünü, şuur altının gizlerini yansıtmak istemişlerdir. Dış âleme o zamana kadar yöneltilmiş olan görüş açısını değiştirdiler. Nesnelerin tabii düzenini bozarak onları başka açılardan göstermek yolunu tuttular. Konuları sırf bu yüzü ile değil, üç boyutu ile derinlemesine ve geometrik biçimler altında ele almak istemişlerdir.

    Egsiztanyalizm (Varoluşçuluk)

    Kökleri ve başlangıcı çok öncelere götürülse de asıl etkisi II. Dünya Savaşından sonra görülen var oluşçuluk, Fransız yazar J.P. Sartre’ın kurucusu olduğu edebi akımdır.


    Var oluşçular, insanın dünya içindeki yeri, öbür insanlarla ilişkileri üzerinde durmuşlardır. Satre’e göre var oluş özden önce gelir. Yani düşünce varoluştan sonradır.Bu yazarların yapıtlarında karakter yoktur; durumlar vardır. Durumlarla karşı karşıya gelen insanlar, davranışlarını saptamada ve seçmede özgürdürler.


    Karşılaştıkları durumlara göre yapacakları eylemler, davranışlar onların özlerini oluşturur. Bu kişilerin neler yapacağı, olaylar, durumlar karşısında nasıl davranacağı önceden kestirilemez.


    Diğer temsilcileri, Pascal, Kierkegard, Tleidegger, Bataille, Albert Camus…
     
    Moderatör tarafından düzenlendi: 8 Şub 2017
Yükleniyor...