VI. Mehmet (vahdeddin) Dönemi Hakkında Bilgi

'Biyografi' forumunda Belinay tarafından 8 Mar 2012 tarihinde açılan konu


  1. VI. Mehmet (vahdeddin)



    Doğum 2 Şubat 1861 - İstanbul
    Ölüm 16 Mayıs 1926 - San Remo
    Hüküm süresi 3 Temmuz 1918 – 1 Kasım 1922
    Önce gelen V. Mehmed
    Sonra gelen -
    Sultan Vahdettin, 36. ve son Osmanlı padişahı, yüz onbeşinci İslam halifesidir. Vahdeddin olarak tanınan bu sultandan sonra padişahlık kaldırıldı ancak halifelik saltanatı bir süre daha devam etti.

    ŞEHZADELİK DÖNEMİ
    1861 yılında Dolmabahçe Sarayı’nda doğan şehzadenin babası Sultan Abdülmecid’dir. Küçük yaştan itibaren iyi bir eğitim aldı ve Fatih Medresesi’nde verilen derslere de katıldı. Abisi Sultan II. Abdülhamid’in hediye ettiği Çengelköy Köşkü’nde padişah olana kadar yaşadı. 1918 yılında Sultan Mehmet Reşat hayatını kaybedince VI. Mehmet lakabı ile tahta çıktı ancak daha çok Sultan Vahdeddin olarak anıldı.

    PADİŞAHLIK DÖNEMİ
    İlk iş olarak sarayda özel kurmay teşkilatı kurdu, savaşları ve diğer sıkıntıları bu şekilde takip etti. Ancak Filistin ve Suriye elden çıktığı gibi savaş da iyi gitmiyordu, Anadolu tehdit altında idi. 1918 yılında Mustafa Kemal Paşa padişaha bir telgraf çekerek barışı öneriyordu. Ahmet Tevfik Paşa hükümeti kurulurken meclisin açılısında konuşma yapan padişah, Wilson prensiplerine göre barış yapılacağını duyurdu. Tevfik Paşa hükümeti meclisten güven oyu aldıkan sonra yeni bir yol haritası çizildi. Sultan Vahdeddin mutlakiyet prensibi içindeydi ve onun bu tutumunda dış gelişmelerin etkisi büyüktü. Müttefikleri olan Bulgaristan, Almanya ve Avustura-Macaristan’da durum farklı değildi öyle ki krallar tahtından feragat etmiş ve Cumhuriyet kurulmuştu. Padişahın da korkusu İstanbul’un elden çıkması, hilafetin ve saltanatın kaldırılması idi. Bu nedenle İngilizler’in dostluğunu ve desteğini sağlamak istedi. Bunun dışında İttihat ve Terakki’ye yakın olan üyelerin çıkartılması için Tevfik Paşa’yı istifa ettirerek yeni bir hükümet kurmak ile görevlendirdi ve II. Tevfik Paşa hükümetinde yalnızca padişaha yakın olan isimler yer aldı. İttihat ve Terakki’nin ileri gelenleri ise tutuklandı.

    Mustafa Kemal Paşa Dokuzuncu Ordu müfettişliğine tayin edildi, yetkileri tüm Anadolu’yu kapsayacak şekildeydi. Bu sırada İzmir işgal edildi ve padişahın oturduğu Yıldız Sarayı’nda çok büyük bir yangın çıktı. Yangından canını zor kurtaran Sultan Vahdeddin ‘’Milletimin ocağı yanıyor, ben onu düşünüyorum; kendi evim yanmış, ne önemi var?’’ diyerek halkın içinde bulunduğu duruma ne kadar üzüldüğünü açıkça dile getirdi.

    Mustafa Kemal Paşa İngilizler’in baskısı ile Üçüncü Ordu müfettişliğinden azledilerek İstanbul’a davet edildi. Paşada daha fazla hükümeti sıkıntıya sokmamak adına askerlik mesleğiden istifa ettiğini ancak halkın yanında mücadeleye devam edeceğini bildirdi. Mustafa Kemal ile padişah arasında aşılması güç bir duvar örüldü.

    MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ
    Anadolu ile İstanbul arasındaki ilişkiler neredeyse kopma noktasına geldi. İngilizler de hükümetin Kuva-yi Milliye ile anlaşmasını istedi; diğer taraftan Mustafa Kemal Paşa Sivas’tan gönderdiği mektupta milli bir hükümetin kurulmasını istedi. Bunun üzerine sultan hükümeti istifa ettirerek 1919 yılında Ali Rıza Paşa’yı sadarete getirildi ve bu yeni hükümete Kuva-yi Milliye’ye karşı olanlar alınmadı. Anadolu ve İstanbul arasında 20 gündür kapalı olan telgraf hattı yeniden açıldı.

    Osmanlı askerlerinin Topkapı Sarayı ve Ayasofya çevrsinden uzaklaştırmak isteyen müttefikler, padişahı da Yıldız Sarayı’nda göz hapsine aldılar. Padişahın çıkardığı bir fermanla Mustafa Kemal Paşa’nın madalyaları geri verildi, Felah-ı Vatan adı ile bir grup kurulde ve meclis Misak-ı Milli’yi kabul etti.

    Diğer taraftan İtilaf Devleti’nin Londra Konferansında almış oldukları karar doğrultusunda 1920 yılında İstanbul işgal edildi, tüm resmi kurumlar ele geçirildi, milliyetçi liderler Malta’ya sürüldü. Ancak bu işgalin amacı şöyle açıklandı; idare Türklere bırakılacaktı zaten amaç saltanatın gücünü arttırmaktı. Anadolu’nun saltanatın merkezi olan İstanbul’a uyması gerektiği ve uymayanların ağır cezalara çarptırılacağı bildirildi. Kısacası işgalciler padişaha tam destek verdi. Sultan Vahdeddin ise Anadolu ile İstanbul’un arasının açılmasından büyük bir endişe duyuyordu.

    1920 yılında Ankara’da Büyük Millet Meclisi kuruldu ve milletin yegane temsilcisi olduğunu tüm dünyaya duyurdu. Bu sırada Ankara’ya gelen Fevzi Çakmak Paşa mecliste yaptığı konuşmada padişahın içinde bulunduğu durumu anlattı ve Anadolu’daki hareketin esir padişahı kurtarmak olduğunu söyledi. Aynı yıl Sevr Antlaşması imzalandı ancak bu antlaşma mecliste büyük yankı uyandırdı. Bu anlaşmayı imzalayanlarla Damd Ferit Paşa Ankara İstiklal Mahkemesince idama mahkum edildi.

    1921 yılında Yunanlılar’a karşı ilk zafer İnönü’de kazanıldı, antlaşma şartlarını belirlemek için İstanbul hükümetini Londra Konferansına davet eden müttefikler Ankara hükümetinin de bulunmasını şart koştu. Ankara ise buna tepki gösterdi çünkü İstanbul hükümetini tanımadıklarını duyurmuşlardı. Bu da padişaha bir baş kaldırı sayıldığından Sultan Vahdeddin Mustafa Kemal Paşa’yı asi ilan etti.

    SALTANATIN KALDIRILMASI
    1922 yılında padişahın Ankara hükümetini tanımaması ve İstanbul hükümetinin Lozan Konferansı’na katılma kararı alması üzerine meclis saltanatı kaldırdı. Hilafet makamının Osmanlı hanedanına ait olduğu görüşü kabul edilince halifenin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından tayin edileceği ilan edildi.

    Saltanat kaldırıldı ancak padişahın hal’ine dair bir tebliğ de bulunulmadı. Ancak meclis padişahın yargılanmasını istiyor, gazeteler ise padişahı ihanet ile suçluyordu. Saltanatın kaldırılmasından sonra ilk Cuma selamlığında okunan hutbede padişahın adı geçirilmedi, gazetelerde yazan yazılar nedeni ile de hayatının tehlikede olduğunu düşünerek memleketten gitme kararı aldı zaten İngilizler de gerekli hazırlıkları yapmıştı. İngilizlerden istediği bu yardım için bizzat kaleme aldığı mektupta şöyle diyordu; “İstanbul’daki işgal orduları başkumandanı General Harington cenaplarına. İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere devlet-i fahîmesine iltica ve bir an evvel İstanbul’dan mahall-i âhara naklimi talep ederim efendim (16 Kasım 1922).” Mektubunu Müslümanların halifesi Mehmet Vahdeddin diye imzalayarak padişah sıfatını kullanmadı.

    MEMLEKETTEN AYRILMASI
    Vahdeddin o gece Cihannüma Köşkü’nde kaldı, sadece şahsi eşyalarını aldı. Adamlarına evrakları yaktırdı ve o sabah erken saatlerde İngiliz taburu tarafından merasim ile uğurlandı. Malaya adlı gemiye binan Vahdeddin ilk olarak Malta’ya gitti. Daha sonra yazacağı hatıratında kaçmadığını hicret ettiğini söyleyen Vahdeddin, saltanatsız bir hilafeti kabul etmek mecburiyetinde bırakıldığını ama buna boyun eğmediğini sadece kamuoyunun yatışmasına ve durumun açıklık kazanmasına kadar geçici bölge değiştirdiğini belirterek; ecdadından miras kalan saltanat hakkından ve hilafetten hiçbir zaman feragat etmediği söyledi.

    Bu sırada Türkiye Büyük Millet Meclisi Vahdeddin’i hal’ederek Abdülmecid Efendi’yi halife seçti. 1923 yılında Malta’dan ayrılan Vahdeddin Süveyş’e oradan da Cidde ve Mekke’ye gitti. 1 ay kadar kaldıktan sonra Taif’e geçti, ardından İtalya’ya gitti. 16 ay boyunca tek başına yaşadı, 1924 yılında Osmanoğulları’nın sürgüne gönderilmesi kararı çıkınca ailesi kavuştu.

    1926 yılında hayatını kaybeden Vahdeddin öldüğünde arkasında borçlar bıraktı. Ailesi yanına geldiğinde elinde kalan tüm parayı harcamıştı, öldüğünü duyan alacaklılar Villa Mamolya’da buldukları eşyalar ile birlikte Vahdeddin’in cenazesini de odaya kitleyerek kapıyı mühürledi. Borçlar ödendikten sonra cenaze teslim edildi. Müslüman topraklara defnedilmesi düşüncesi ile yola çıkıldı ve Şam’daki Selimiye Camii’ne naaşı defnedildi.