Türk Denizcilik Tarihi - Donanma-yı Hümayun

'Tarih Bölümü' forumunda HazaN tarafından 28 May 2011 tarihinde açılan konu

  1. Türk Denizcilik Tarihi hakkında bilgi

    Anadolu Beylikleri'nde Denizcilik ve İlk Türk Donanması:

    Medeniyetler'in buluşma havzası olan Akdenize hakimiyet; cihangirlik davasının başlıca unsurlarından biriydi Romanın bu denize hakimiyeti, onun cihangirlik vasıflarından birini oluşturuyordu Bu sebeple de Akdenize Mare Nostrum (Bizim deniz) diyorlardı Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu, İslamiyet'in doğuşuna kadar bu hakimiyeti elinde tuttu Emevîler'in kuruluşundan itibaren Müslümanlar, süratle denizciliğe başladılar Az zamanda Akdeniz hakimiyetini ele geçirdiler ve bir kısım kuzey sahilleri dışında, bütün kıyılarına hakim oldular ve bunu asırlarca sürdürdüler

    Oğuz Türkleri'nin Orta Asyadan Anadoluya göç etmeleri ve küçük Asyada yerleşmeleri ile birlikte Türkler denizlerle ilk kez tanışmış, böylece açık denizlere doğru yelken açmaya, karşılarına ilk kez çıkan ve sonsuzluğu çağrıştıran bu uçsuz bucaksız mavi suların gizemli dünyasını adım adım keşfetmeye başlamışlardır Oğuz Türkleri, Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan liderliğinde 1071 yılından itibaren Anadoluya yerleşmeye başlamış ve 1081 yılına kadar öncü Türk Beylikleri, Ege ve Marmara kıyılarına ulaşmıştır Böylece, geçmişten gelip geleceğe uzanacak olan, köklü bir tarihi miras ve geleneğe sahip Türk Denizciliği yeşermeye başlamıştır Türkler, Anadoluya gelişlerinden bir müddet sonra denizlere hakim olma yolunda hızlı bir gelişim sürecine girdiler Türklerin karasal bölgelerden henüz gelmelerine ve denizcilik tecrübeleri olmamalarına rağmen tüm handikapların üstesinden gelerek yüzlerce yıldır denizcilik tecrübesi olan Avrupa devletlerine kök söktürecek bir aşamaya gelme yolunda attıkları adımların ilki İzmirde küçük bir devlet kuran Çaka Bey öncülüğünde başlatıldı

    Çaka Bey, Selçuklu Ordusu'nun gözü pek, akıncı liderlerinden birisi olarak, Türkler'in savaşa savaşa Batıya yönelik ilerlemeleri sürecinde, 1078 yılında Bizansa esir düşmüş ve İstanbula gönderilmiştir İstanbuldaki esaret döneminde deniz ve denizciliğe karşı tutku derecesinde bir ilgi duymaya başlayan Çaka Bey, Bizans İmparatorunun 1081 yılında değişimi esnasında İstanbulda başlayan karışıklıklardan yararlanarak kaçmayı başararak beyliğinin askerleri ile yeniden bir araya gelip İzmiri ele geçirmiş ve bir Türk Beyi olarak kurduğu devletin sınırlarını genişletmeye başlatmıştır Çaka Bey, İzmirde güzel bir tersane yaptırarak tersane civarındaki bölgeyi deniz üs kompleksine dönüştürmüştür Bu aşamadan sonra gemi inşa faaliyetlerine geçilmiş, kürekli ve yelkenli gemilerden oluşan 50 parçalık ilk Türk Donanması 1081 yılında inşa edilmiştir Türk Deniz Kuvvetleri'nin kuruluş yılı olarak kabul edilen bu yıl içinde Emir Çaka Bey donanması ile Egenin sıcak sularına yelken açmıştır


    İlk Deniz Savaşı ve Koyun Adaları Zaferi:

    Çaka Bey'in komutasındaki Türk Donanması 17 çektiri ve 33 yelkenliden oluşan donanma gücü ile 1090 yılının Mayıs ayı başlarında İzmirden Egeye açıldı İlk olarak Bizansın İzmir yolu üzerindeki Midilli Adasını ele geçiren Türk Filosu, Sakız Adasını da ele geçirdikten sonra, keşif kuvvetlerinden, Bizans Donanmasının Çandarlı açıklarından güneye doğru ilerlemekte olduğu haberini aldı Çaka Bey donanması ile hemen harekete geçerek Niketa Kastamonita komutasındaki Bizans Donanması'nı karşılamak üzere seyre başladı

    19 Mayıs 1090 tarihinde öğle üzeri her iki donanma, Koyun Adaları yakınlarında karşı karşıya geldi Çaka Bey, Türk Filosu'nu Bizans Donanması'na rampa ederek gemileri birbirine kenetleyerek karşısındakini yok etme hedefini güden bir savaşa girişti Kanlı boğuşma gece yarısına kadar sürdü Neticede Bizans Donanması'nın kaçıp kurtulabilen 5-10 teknesi dışında bütün gemileri ya ele geçirildi ya da batırıldı Türkler'in bu ilk büyük deniz savaşı Bizans Donanması'nın yenilgisi ile sona erdi ve düşman büyük bir kayıp verdi

    Türk Donanmasının ilk deniz savaşı olan ve tarihe "Koyun Adaları Savaşı" adıyla geçen 19 Mayıs 1090 tarihli deniz savaşı Türk Donanması'nın büyük zaferiyle sonuçlandı Koyun Adaları zaferinden sonra Çaka Beyin önderliğindeki Türk güçleri Bizansa ait olan Sisam Adası'nı da ele geçirdi Böylece Ege Denizinin kontrolü tamamen Türkler'in eline geçmiş oldu

    13 ve 14 asırlarda, Mısır-Suriye Türk Memlûkları, Akdenizin doğusunda belli bir kuvvette deniz gücüne sahip oldular İlk Anadolu Selçuklu Sultanı Süleyman Şahın ölümünden sonra ise İznik Türk beyleri de Marmarada Bizansa karşı bir donanma inşasına başladılar Fakat İmparatorluğun deniz kuvvetleri, bu tesisleri tahrip etti Selçuklu Türkleri 13 asır başlarında, Akdenizde Antalya ve Alanya, Karadenizde ise Sinop ve Samsun Limanları'nda tersaneler kurup, donanmalar vücuda getirdiler İki Denizin Sultanı (Sultan-ül Bahreyn) ünvanlı Anadolu Selçuklu Sultanı I Alaeddin Keykubat zamanında yapılan Alanya Tersanesi, Türkler tarafından kurulmuş "İlk organize tersane" olarak kabul edilmektedir Anadolu Selçuklu Devletinin Moğol baskısına dayanamayarak 1308 yılında parçalanmasından sonra özellikle Batı Anadoluda bir takım Uç Beylikler'i kurulmuştur

    Bu Uç Beylikler, (Karesioğulları, Saruhanoğulları, Aydınoğulları, Menteşeoğulları, Candaroğulları) Moğol istilasıyla hızını kaybeden Türk Denizciliğinin gelişim sürecine yeni bir ivme ve yeni bir heyecan kazandırmıştır Balıkesir ve civarında kurulan Karesi Beyliği (1302-1361) döneminde denizlere büyük önem verilmiş; Edincikte bir tersane kurularak, gemi inşasına başlanmıştır Bu gemiler hem Marmarada hem de Kuzey Egede Bizans Donanması'nın hareket serbestisini kısıtlamış; bölgedeki deniz güçleri için ciddi bir rakip olmuştur Osmanlı deniz gücünün ilk çekirdeğini de bu beylik oluşturmuştur Aydın civarında kurulan Aydınoğulları Beyliği (1308-1390) özellikle Umur Bey döneminde denizcilikte büyük atılımlar yapılmış, deniz gazâ ve seferleriyle adaları ve sahilleri hakimiyetleri altına almışlardır Umur Bey, 1334-1348 yılları arasında Egede, Bizanslılar ve Cenevizliler'e karşı büyük başarılar kazanmış; Rodostan Çanakkale Boğazına kadar, Mora ve Rumeli kıyıları da dahil olmak üzere denizlerde kesin bir kontrol sağlamıştır Düşmana karşı son derece atak ve taktik baskın şeklinde manevralar yapan Umur Bey, çetin deniz savaşlarından birisinde şehit olmuştur Manisa ve civarında kurulan Saruhanoğulları Beyliği (1313-1390) ise sürekli olarak Umur Bey'in denizdeki faaliyetlerine destek vermiş, özellikle Süleyman Bey Umur Bey'in donanmasına gemi, üs ve onarım yönünden büyük kolaylıklar sağlamıştır

    Osmanlı Kuruluş Dönemi Türk Denizciliği:

    Yeni kurulmakta olan Osmanlı Beyliği de ufkunu denizlere çevirmişti Söğüt'ün bağrında sessiz sedasız çimlenen bu filiz kısa zamanda alp-erenler, gazi-dervişler ve garip-yiğitler yoluyla etrafına dal budak salarak kökleşti Bir uç geleneği olarak "sürekli gazâ" Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun ve yükselişinin en önemli dinamiği oldu Karamürselin 1323 yılındaki fethi ile Marmara Denizine ulaşan Osmanlı Beyliği, 1324 yılında Batı komşusu Karesi Beyliğinden yardım maksadıyla Mürsel Bey komutasında gönderilen 24 gemiden oluşan kuvvet sayesinde denizlerle tanışmış ve güçlü bir Deniz Kuvveti'ne gidecek uzun yoldaki ilk kararlı adımlarını atmıştır

    Osmanlı Beyliği, Doğu Marmarada kesin bir hakimiyet sağlayınca, deniz gücünün kurumsallaşması için gerekli çalışmaları başlatmıştır Karamürselde 1327 yılında ilk Osmanlı Tersanesi kurulmuş, burada ilk Osmanlı savaş gemisi inşa edilmiştir

    Donanma hiyerarşik bir sistemle teşkilatlandırılarak, Donanma Komutanına "Derya Beyi" ünvanı verilmiştir Kara Mürsel Bey, Osmanlı Devletindeki ilk "Derya Beyi" olarak Türk Deniz Tarihinin öncüleri arasında yerini almıştır

    Karamürselin fethinden sonra 1334 yılında Gemlik, 1337 yılında ise İzmit alınmış; böylelikle 1353 yılında Osmanlılar'ın Rumeliye geçişinde büyük kolaylık sağlanmıştır Karamürselden sonra Türk Denizciliğinin merkezi önce İzmit, daha sonra Gelibolu ve sonunda da İstanbul olmuştur

    İstanbul'un Fethi ve Fatih-Yavuz Dönemi Türk Denizciliği:

    Sultan II Murat'ın gösterdiği ihtimam neticesinde Osmanlı Donanması, Trabzon-Rum İmparatorluğu'nu denizden tehdit edecek kadar kuvvetlenip, deniz harekâtına alışmıştı Yıldırım Beyazıt döneminde Karesi Beyliği gemilerinden de istifade edilerek, Rumeliye geçildikten sonra yapımına 1390 yılında başlanan Gelibolu Deniz Üssü'nün 1401 yılında tamamlanması ile birlikte "Kaptan-ı Derya" terimi de Osmanlı Deniz Kuvvetleri'nde ve devlet hiyerarşisinde yerini almıştır Kaptan-ı Deryalık (Deniz Kuvvetleri Komutanlığı) makamı ilk kez bu dönemde kurulmuş ve Saruca Paşa Türk Tarihi'nin ilk Kaptan-ı Derya'sı olmuştur Bu dönemde Gelibolu, Çanakkale Boğazı ve Marmarayı korumada önemli roller üstlenmiş; aynı zamanda Osmanlı Ordusu'nun Rumeli Seferlerinde ileri üs görevi yapmıştır Bir çok ünlü Türk Amirali gibi, iki büyük deniz haritacısı Piri Reis ve Ali Macar Reis de Geliboluda yetişmiştir Gelibolu Tersanesi'nde Fatih Sultan Mehmetin İstanbulu fethine kadar 150 parça gemi inşa edilmiştir Ünlü Türk Bilgini İbn-i Kemal tarih kitaplarında Geliboluyu şöyle tasvir etmektedir: "Geliboluda doğan çocuklar timsah gibi su içinde büyürler Beşikleri ecel tekneleridir Sabah ve akşam gemilerin silistre avazesiyle (sesiyle) uyurlar "

    Osmanlı İmparatorluğu genişledikçe, Anadoludaki Türk Beyliklerinin etkileri kaybolmuş ve bu beylikler Fatih Sultan Mehmet (1451-1481) döneminde tamamen İmparatorluk sınırlarına dahil olmuştur Beyliklerdeki denizci karakter, bir anlamda Akdenize kök söktürecek güçlü Osmanlı Donanması'nın doğal alt yapısını oluşturmuştur Osmanlı İmparatorluğu, bu beyliklerin denizcilik birikimi, üs ve liman kolaylıkları ve tersanelerinden önemli ölçüde istifade etmiştir Fatih Sultan Mehmet Osmanlı Donanması'nı ateşli silahlarla teçhiz ederek ona stratejik bir boyut kazandırmıştır

    Osmanlı Donanması, İstanbulun fethinden sonra atağa kalkmış ve Türk Denizciliği, tarihinin en parlak dönemine girmiştir Zaferler Yüzyılı olarak adlandırılan bu döneme (1453-1571) Türk denizciliği, hem askeri denizcilik hem ticaret filoları hem de deniz bilimleri açısından damgasını vurmuştur

    Bu konuda Katip Çelebinin yapmış olduğu değerlendirme, deniz stratejisi açısından tarihi belge niteliği taşımakta ve dönemin devlet adamlarının ileri görüşünü ve jeopolitik dehasını ortaya koymaktadır: "Gizli değildir ki bu Osmanlı Devletinin en büyük dayanağı olup şanına iş güç edinip, önem verilmek ön sırada bulunan deniz işleridir Zira bahtı gelişen devletin revnak ve ünvanı iki denize ve iki karaya (Akdeniz ve Karadeniz, Anadolu ve Rumeli'ye) hükmetmektedir Bundan başka, Osmanlı Ülkesinin çoğu adalar ve kıyılar olduğundan, hele saltanatın yöresi, yani İstanbulun velinimetinin iki deniz olduğundan şüphe yoktur "

    Fatih Sultan Mehmet'in 1453 baharında gemileri karadan yürüterek İstanbulu fethetmesi aslında Osmanlı Devletinin stratejik açıdan Deniz Kuvvetleri'ne verdiği önemin de bir göstergesidir Fatih Sultan Mehmet İstanbulun fethinden sonra Karadeniz ve Egeden sonra Akdenize yöneldi İmroz, Limni, Taşoz, Semendirek, Midilli ve Eğriboz Adaları da fethedilerek Sakız ve Sisam Adası vergiye bağlandı Ardından Akdenizde korsanlık yapan Türk leventleri reislerinden Kemal Reis'in Osmanlı Devleti hizmetine girmesi, donanmaya yeni bir canlılık kattı Akdenizdeki deniz seferleri, İspanya sahillerine kadar uzandı Sultan II Bayezid döneminde, gemicilik daha da gelişti

    Fatih Sultan Mehmetin 1455 yılında Kasımpaşada kurmuş olduğu İstanbul Tersanesi (Tersane-i Amire) uzun yıllar dünyanın en büyük tersanelerinden birisi olarak tüm yabancı ülkelerin hayranlığını kazanmıştır Sultan II Bayezid döneminde (1481-1512), Burak ve Kemal Reis'ler denizleri kullanmada gösterdikleri maharet ve deniz savaşlarındaki kahramanlıkları ile büyük saygınlık kazanmışlardır 1495 yılında inşa edilen ve "Göke" adı verilen iki büyük gemi bu dönemin eseridir Türk Deniz Tarihinin en büyük bilim adamlarından biri olan ve özellikle kartografi çalışmaları ile tüm dünyada büyük yankılar uyandıran Piri Reis 1513 ve 1528 yıllarına ait iki ayrı dünya haritası yapmıştır

    Piri Reis'in Dünya Denizcilik Tarihine diğer bir hediyesi de 1521 ve 1525 yıllarında iki kez yayınladığı ünlü, "Kitab-ı Bahriye" adlı kılavuz kitabıdır Bu emsalsiz çalışmada, usta bir gözlem ile Ege ve Akdeniz her açıdan incelenmektedir

    Yavuz Sultan Selimin Mısırı fethetmesi ile Kızıldeniz ve Hint Okyanusu da Türk Denizciliği'nin ilgi alanına girmiştir Yavuz Sultan Selimin Mısıra yönelik kara harekatında Osmanlı Donanması çok büyük lojistik destek sağlamıştır Yavuz Sultan Selimin başarıları ve Osmanlı İmparatorluğunun Kuzey Afrikada bir güç merkezi haline gelmesi, Akdenizde bağımsız olarak faaliyet gösteren Türk ve Müslüman denizcileri Osmanlı Devleti ile kaynaştırmıştır

    Yavuz Sultan Selim denizlerde büyük bir güç olmadan Osmanlı Devletinin Kuzey Afrikada tutunamayacağını bildiğinden Veziri Piri Mehmet Paşa'ya şu emri vermiştir: "Hristiyan ülkeler denizi gemilerle örtüyor ve benim sularımda Papanın, Fransa ve İspanya Krallarının sancakları dalgalanıyorsa bunun sebebi senin tembelliğin ve benim de hoşgörümdür Artık çok güçlü bir Donanma'ya sahip olma zamanı gelmiştir Büyük bir Donanma istiyorum "

    Bu söz, artık kabına sığmayan ve bütün dünyayı ilgi alanına almış bir Devlet'in denizcilik alanındaki fikri alt yapısının gelişmesinde ve çok güçlü bir deniz gücü oluşturulmasında kilit rol oynamıştır Öncelikle büyük bir ihtimamla İstanbuldaki tersanelerin kapasiteleri artırılmış ve denizcilik eğitimi daha akademik boyutlarda ele alınarak denizciliğin yaygınlaştırılıp kurumsallaştırılması çalışmaları yapılmıştır Cezayir'de dünyanın en büyük hristiyan devleti İspanya'ya kök söktüren ve yaptığı savaşlarda onbinlerce İspanyol askerini öldüren ve 70 000 Endülüslü'yü İspanyol zulmünden kurtarıp gemilerle Kuzey Afrika'ya taşıyan Barbaros Hayrettin Paşa ve beraberindeki leventlerin Osmanlı Devleti'ne katılma arzusu da kabul edilerek Türk Denizciliği'ni zirveye taşıyacak gelişmelerin önü açıldı Sultan Selimin Barbaros Hayrettin Paşa'ya hediye olarak gönderdiği som sırma ayetler yazılı yeşil sancak ve flandra ise sürekli olarak Donanma'nın sancak gemisinde Osmanlı İmparatorluğunun gücünün ve denizcilik bilincinin bir sembolü olarak okyanuslarda şerefle dalgalandı
    Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Türk Denizciliği:

    Kanuni Sultan Süleyman, Belgradı fethettikten sonra Rodosu da almaya karar verdi Osmanlı'nın niyetini öğrenen Şövalyeler Kralı Vilye dö Lil Adam derhal harekete geçerek savaş hazırlıklarına başladı 300 savaş ve 400 nakliye gemisinden meydana gelen donanmanın sevk ve idaresi ise Kurdoğlu Muslihiddin Reise verildi 4 Haziran 1522de, İstanbuldan harekete geçen Osmanlı Donanması 24 Haziranda Rodosa ulaştı Kanunî Sultan Süleyman ise, 16 Haziranda kapıkulu ve eyalet askerleriyle birlikte, İstanbuldan kara yoluyla harekete geçti Kanunî, Kütahya yoluyla Marmarise, oradan da gemilerle Rodosa çıktı (28 Temmuz) Teslim teklifinin şövalyeler tarafından reddi üzerine, Ağustosun birinci günü kale dövülmeye başlandı Bütün Ağustos ayı, karşılıklı top ateşi ve yine karşılıklı lağım açmakla geçti Açılan top ateşiyle, kalede mühim tahribat yapılmasına rağmen, bu tahribat kısa zamanda düşman tarafından kapatılıyordu Türk lağımcılarının Rodos burçlarının altına açtıkları lağımlar sürekli düşman lağımlarıyla karşılaşıyor ve yer altında korkunç boğuşmalar oluyordu

    Bu sırada, 4 Eylül günü, İleki Adası'nın Kara Mahmud Reis tarafından zaptı haberi geldi 6 Eylülde ise Rodosun kuzeybatısında bulunan İncirli Adası ele geçirildi 10 Aralığa kadar, şiddetli top atışları, lağımlar ve sık sık tekrarlanan umumî hücumlarla, kale iyice yıpratıldı 18 Aralıkta yapılan bir büyük hücumda şövalyeler, şehir içindeki istihkam ve hendeklerin arkasına çekilmeye mecbur kaldılar ve daha fazla dayanamayarak teslim oldular (20 Aralık 1522)

    Teslim şartları arasında; şövalyelerin eşya ve top dışındaki silahlarını alıp, on gün içinde Rodostan ayrılmaları; bu günler zarfında şehirdeki istihkâmların 4 000 yeniçeri tarafından emniyete alınması ve asıl kuvvetlerin iki kilometre mesafede beklemesi yer alıyordu Kalenin boşaltma işlemlerinden sonra şövalyeler, Üstâd-ı âzam gemilerine binip gittiler Rodos Kalesiyle beraber Oniki Adanın tamamı ve şövalyelere ait olan Bodrum da Osmanlı Devletine bırakılmıştı Osmanlı Devletine, 20 000den fazla şehide mâl olan bu fetihten sonra, Kanunî Sultan Süleyman 29 Aralıkta şehre girip kaleyi gezdi 2 Ocak Cuma günü ise, camiye çevrilen Saint Jean Kilisesinde Cuma namazını kıldı Nâmına okunan hutbeyi dinledi Aynı gün, adadan ayrılıp Marmarise geçti

    3 Ocak günü Aydın, Midilli, Karasi, Menteşe, Saruhan sancakbeylerine, Anadolu Beylerbeyi Kasım Paşanın nezaretinde Rodostaki inşaat, imar ve iskân işleri bitinceye kadar adada kalmalarını emredip, İstanbula döndü Rodosa derhal Türk göçmenleri yerleştirilmeye başlandı Ada bir sancak yapılıp, Cezâyir-i Bahr-i Sefîd eyaletine bağlandı Sancakbeyi olarak Mehmed Bey tayin edildi Bundan sonra birçok cami, imaret, mektep, medrese ve yol yapılıp ada imar edildi

    Barbaros'un Kaptan-ı Deryalığı:

    Barbaros'un Osmanlı Devleti'nin Kaptan-ı Deryalığına atanması İspanya'da büyük korkuya sebep oldu 1534'ün Ağustos'unda 80 parça gemi ve 8 000 savaşçıdan oluşan donanması ile Akdeniz'e açılan Barbaros Messina Boğazı'nın İtalya yakasındaki Reggio Limanı ile Sicilya Adası yakasındaki Messina Limanı'nı ele geçirdi Zengin bir kale olan Arçile'yi yağma etti Santa Luka, Sidraro, Fondi ve İsperlonga şehir ve kalelerini zapt ve tahrip etti Toplam 18 kale fetheden Barbaros, kale anahtarlarını, 16 000 esir ve 425 sandık ganimet eşyasını 40 kadırgayla İstanbula gönderdi İtalya'nın güney sahillerini vurup Sardunya Adası'na çıkarak büyük savaşlar yaptı

    Kanuni Sultan Süleyman'ın Barbaros'u İstanbul'a çağıran emri Cezayir'e ulaşınca 3 gün büyük ziyafetler veren Barbaros Cezayir'den İstanbul'a hareket etti 19 gün İstanbul'a ulaşan Barbaros Padişah'ın huzuruna çıktı Sultan Süleyman'ın "Mücahit Lalam" diye kendisini onurlandırdığı Barbaros karşılaştığı iltifatların ardından baş başa kaldıkları bir mecliste son olayları ve yapılacakları Padişah'la görüştükten sonra Tersane Başmühendisini çağırtarak 30 yeni gemi yapılmasını emretti Bahar gelince de Osmanlı'nın karadan başlattığı Arnavutluk seferinde orduya denizden destek olmak için Padişah'ın emriyle Adriyatik Denizine girdi Fakat Mustafa ve Hüsrev Paşa haber göndererek Barbaros'tan askerleriyle karaya çıkıp saldırıya karadan destek olmasını istediler Barbaros ise donanma askerinin karaya çıkmasının deniz usullerine aykırı olduğunu, ayrıca Padişah'ın kendisini denizde görevlendirdiğini bildirerek teklifi kabul etmedi Fakat Arnavutlar Venedikliler'e çoktan haber uçurup Barbaros'un karaya çıkacağını ispiyonladılar Bunu duyan Venedik donanması heyecanla "Şimdi bittin Barbaros" diye derhal harekete geçti Yaşayacağı zaferin müjdesini uykusunda alan Barbaros uyanıp rüyasını bir hocaefendiye tabir ettirirken ufukta da Venedik Donanması göründü Kahkahalar ve alaylarla iyice yaklaşan düşmana oyun oynayan Barbaros leventlerin karaya çıktığı izlenimini vermek için gemileri uzun bir süre hareket ettirmedi Düşman iyice yaklaşınca da hep birlikte sancaklarını çekip, toplarını ateşleyerek düşman gemilerinin içine dalan Türk Donanması 30 gemilik Venedik donanmasından 14'ünü batırıp 16'sını da ele geçirerek şanlı bir şekilde İstanbul'a döndü

    Türk Denizciliği'nin Yavuz Sultan Selim'le başlayan atılım yüzyılı Kanuni Sultan Süleyman döneminde doruğa ulaşmış ve bütün dünyadaki rakiplerine kök söktürerek Akdeniz'den Ege'ye, Karadeniz'den Manş Denizi'ne, Kızıl Deniz'den Hindistan'a, Endonezya'dan Atlas Okyanusu'na kadar her yerde boy göstermiştir

    Denizcilikte elde edilen bu başarılarda Osmanlı Devleti'nin birçok liman şehrine kurduğu çok sayıdaki tersanelerin de büyük rolü vardı Bunlardan en büyüğü, şöhreti dünyayı kaplayan Haliç üzerindeki İstanbul Tersanesi'ydi Dünyada eşi olmayan bu tersane kızaklanan gemi ve çalıştırılan işçi sayısı bakımından da rakipsizdi Her çeşit sanat erbabının çalıştırıldığı Tersane'de ustaların ve mühendislerin hepsi Türk'lerden oluşmakta, işçilerin çoğu ise ücretle çalıştırılan hristiyan esirlerden seçilmekteydi Ücretlerini biriktiren esirler değerlerini ödeyerek hürriyetlerine kavuşurlardı Yaklaşık 20 000 kişinin çalıştığı İstanbul Tersanesi'nin kapasitesi öyle yüksekti ki istenildiği an 1 yıl içinde Venedik donanmasının bir eşini inşa etmek ve donatmak mümkündü Denizci bir ülke olan Venedik bile, Osmanlı Devleti ile barış halinde olduğu zamanlarda bu tersaneye kadırga ısmarlamaktaydı

    Preveze Deniz Savaşı Sürecinde Türk Denizciliği:

    Osmanlı Devleti'ne -denizlerdeki üstünlüğünün bir sonucu olarak- dünyanın çeşitli devletlerinden çeşitli gerekçelerle yardım talepleri geliyordu Bu doğrultuda büyük Hind hükümdarlarından Bahadır Şah da Osmanlı Padişahı'na -Hint Denizi'nden Portekiz gemilerinin temizlenmesi ricasıyla- çok değerli bir hazine gönderdi Hazineyi İstanbul'a getirmekte olan Salih Reis komutasındaki 20 kadırgaya baskın yaparak ele geçirmek hülyasıyla yola çıkan Andrea Doria, Barbaros'un 40 gemiyle Salih Reis'i korumak için gelmekte olduğunu haber alınca hemen uzaklaşarak ortadan kayboldu Hazine İstanbul'a sağ salim teslim edildikten sonra Venediklilerden Syra, Loura, Pathmos, Nio, Stampalie, Egine(Ekin), Paros, Anti-Paros, Tine adaları da dahil toplam 28 ada ve 7 kale fethederek Osmanlı Devleti'ne bağlayan Barbaros, Naxos(Nakşe) adasındaki dukalığı da boyun eğdirip vergiye bağladı Çerigo (Çuha) Adası ile Girit Adası'nda 80 köy basıp buradaki bazı kalelerle birlikte Kerpe ve Kaşot Adasını da fethederek harekatlarda ele geçirdiği 20 000 esiri İstanbula gönderdi Venedik'in Adalar(Ege) Denizi ile alakasının tamamıyla kesilmesinden sonra başta İspanya, Almanya, Venedik, Ceneviz, Papalık, Floransa, Portekiz ve Malta gemilerinden oluşan "Haçlı Müttefik Avrupa Donanması" 308i savaş, 300'ü de yük ve taşıt gemisi olmak üzere toplam 608 gemilik dev bir donanma ile 22 Eylül'de Korfu Adası'nda toplandı Avrupa donanmalarının bir araya gelerek oluşturduğu ve adeta yüzen bir şehri andıran bu büyük müttefik donanmanın kürek çeken onbinlerce forsasından başka 60 000 asker ve 2 500 topu bulunmaktaydı Gözler daha önce denizlerde böyle büyük bir olaya hiç şahit olmamıştı Çokluklarına güvenerek savaşı kazanacaklarına kesin gözüyle bakan batılı krallar, hangi Türk ülkesinin kime ait olacağını çoktan kararlaştırmış ve kendi aralarında pay etmişlerdi bile! 27 Eylül 1538 tarihinde Preveze'de yapılan ve iki taraftan toplam 120 000 kişinin katıldığı savaş sonunda 30 000 mürettebatı ölen düşman gemilerinden 128 tanesi batırılırken, 29'u da 2 775 personeliyle birlikte esir edildi Hiçbir gemisini kaybetmeyen Türk donanmasının kaybı ise 400 şehit ve 800 yaralıdan ibaretti (Preveze Zaferi 27 Eylül 1538) Birleşik Haçlı Avrupa Donanmaları'na karşı kazanılan dünya tarihinin bu en görkemli deniz zaferinin müjdesi İstanbul'a ulaşınca Fetihname'yi dîvânla birlikte ayakta dinleyen Kanuni Sultan Süleyman, dört bir yana fetihnameler yollatarak üzerinde güneşin batmadığı bütün ülkelerinde -zaferin şerefine- şenlikler yapılmasını emretti Donanmay-ı Hümayûnla muzaffer bir şekilde İstanbul'a ulaşan Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa hususi bir mecliste günlerce padişahla baş başa kalarak zaferin ayrıntılarını kendisine anlattı

    Hadım Süleyman Paşa da 72 parçadan oluşan Donanma ile 1538 yılında Umman Denizine açılarak Adeni ele geçirdi ve leventleriyle Hindistana gidip Portekizliler'le mücadeleye girişti Doğudaki deniz ticaret yollarının kontrolüne büyük önem veren Osmanlı Devleti bu konuda uzun yıllar büyük çaba sarf etmiştir "Süveyş Kaptanı" unvanı verilen Selman Reis, Piri Reis, Murat Reis ve Seydi Ali Reis gibi ünlü Amiraller Umman Denizi ve Hint Okyanusunda uzun yıllar Portekiz Donanması ve diğer ülkelere karşı deniz kontrolünü sağlamak için sürekli bir mücadele halinde olmuşlardır

    Preveze zaferinden bir yıl sonra Barbaros'un yardımcısı Hasan Reis ile Turgut Reis, Nova Kalesi'ni alarak Venedik'i barış yapmaya zorladılar Birçok adasını ve kalesini Osmanlı'ya bırakan Venedik ayrıca 300 000 altınlık ağır bir de tazminat ödemek zorunda kaldı Böylece Akdeniz'deki düşman varlığı bitirilmiş ve Osmanlı hakimiyeti tamamlanmış oldu Bu arada Hasan Reis önderliğindeki levendlerin Cebelitarık Kalesi'ni ele geçirerek Cezayir'deki Türk sınırını İspanya topraklarının burnunun dibine kadar yaklaştırmasıyla çılgına dönen İspanyollar Preveze'nin intikamını almak için Cezayir'e çıkarma yapmak için hazırlıklara başladılar 1541 yılında bizzat İmparator Şarlken komutasında, Andrea Doria ile birlikte İspanyol, Alman, İtalyan, Flaman ve Maltalı asilzadelerinin en büyükleri, 36 230 savaşçı ve 4 000 safkan süvari atdan oluşan 516 gemilik Birleşik Avrupa Donanması'yla Cezayir önlerine geldiler 1 000'i Türk olmak üzere toplam 9 000 askeri bulunan Barbaros'un vekili Hasan Reis işi sabaha bırakmayarak düşman üzerine bir gece baskını düzenledi Yağan yumurta büyüklüğünde dolu, yağmur ve fırtınayla beraber kalkan kılıçlarla Cezayir sahilleri kilometrelerce binlerce ceset, hayvan leşleri ve parçalanmış gemi enkazları ile doldu Düşmanın birbirini çiğneyip kaçıştığını görerek cesaretlenen yerli Arap halktan binlercesi de savaşa katılmıştı Boğulan, öldürülen ve esir edilen düşman sayısı 20 000'i buldu (24 Ekim 1541) Haçlılar, en küçük ağırlıklarını bile gemilerine bindiremeden kaçtıklarından elde edilen bu ganimetlerle Cezayir kat kat daha zenginleşti Generaller, amiraller, dukalar, prensler, kontlar, şövalyeler ve Cezayirin fethini görmek için gelen Avrupa saraylarının en asil kadın ve kızları esir edildi İspanya ve İtalya limanları, Türk Kılıçları'ndan geriye kalan Avrupalı savaşçılarla doldu Avrupa'nın yarısına sahip, dünyanın en büyük hristiyan devleti İspanya'nın İmparatoru Şarlken, bir avuç levendin koruduğu Cezayirden kaçarken, başındaki tâcı fırlatıp denize attı ve başı eğik utançla ülkesine geri döndü
     
    Son düzenleme: 23 Ara 2012