Söz sanatları nelerdir

'Eğitim Merkezi' forumunda Sitem tarafından 4 Ocak 2012 tarihinde açılan konu


  1. SÖZ SANATLARI


    9.Tariz


    İğnelemek, taşlamak, eleştirmek demektir. Birini küçük düşürmek ve onunla alay etmek amacıyla, sözün ya da kavramın gerçek ve mecazlı anlamı dışında büsbütün tersini kastetmektir. Övüyor gibi görünerek tersini kastetmekle de yapılabilir.


    Cimri birisine “Ne kadar cömert davranıyorsunuz!” demek, geç gelen birine “Ne kadar da erkencisiniz!" demek bir tarizdir.


    Örnekler:


    Bize kâfir demiş müfti efendi

    Tutalım ben ona diyem müselman

    Varıldıkta yarın rûz-ı mahşere

    İkimiz de çıkarız anda yalan


    (17. yüzyıl şairi Nefi ile çağdaşı Şeyhülislam Yahya arasında geçen bir atışma için Nefi tarafından söy-lenmiştir. Müftü efendi bize kâfir demiş, ben de buna karşılık şimdi ona Müslüman desem, yarın mah-şerde Allah’ın huzuruna çıktığımızda ikimizin de yalancı olduğu ortaya çıkar. Şair, müftü efendinin kendisine kâfir diye itham etmesine zarif bir cevap vererek, aslında bu ithamın müftü efendiye daha çok yakıştığını belirtmiştir.)


    Bize Tahir Efendi kelb demiş

    İltifatı bu sözde zahirdir

    Maliki mezhebim benim zira

    İtikadımca kelb Tahir’dir.


    (Tahir Efendi bize köpek demiş, Bize yaptığı iltifat sözünden de anlaşılıyor. Çünkü ben maliki mez-hebine mensubum ve maliki mezhebine göre köpek temizdir. Dörtlükteki son mısrada Tahir kelimesi iki manaya gelecek şekilde kullanılmıştır. Tahir sözcüğü aynı zamanda temiz anlamına gelmektedir. Böylece tevriye yoluyla tariz yapılmıştır.)


    Ne emirler ne yasaklar ne namaz ne niyaz

    Asrımız, padişahımız sayesinde cennet gibidir


    (Devrin bozukluğundan ve düzensizliğinden şikâyet edilirken iltifat ediyormuş gibi davranılarak tariz sanatı yapılmıştır.)


    9.Hüsn-İ Talil(Güzel Nedene Bağlama)


    Herhangi bir gerçek olayın meydana gelmesini, hayali ve daha güzel bir nedene bağlama sanatıdır. Herhangi bir varlığın veya olayın meydana gelişini, gerçek sebebinin dışında, daha farklı ve uyduruk-tan, ilgisiz bir nedene bağlanması yoluyla da yapılabilir.


    Örnekler:


    Renk aldı özge ateşimizden şarab ü gül

    Peymâne söylesün bunu gülzâr söylesün


    (Şarap ve gül rengini bizim özge ateşimizden aldı. Bunu kadeh ve gül bahçesi anlatsın. Şair, şarap ve gülün kırmızı rengi kendi içindeki ateşten aldığını söyleyerek, gerçek sebebi yok sayıyor ve yerine hayali ve şairane bir sebep getiriyor.)


    Renk verirsin, ses verirsin yaylalara

    Kuzular sen olduğun için emerler analarını


    (Kuzuların analarını emmesi gerçek nedeni gizlenmiştir.)


    Hurşide baksa gözleri halkın dola gelir

    Zira görünce hatıra ol mehlikâ gelir


    (“Halk, güneşe baktığında gözleri dolar; fakat aslında gözlerin dolması güneşten değil ay yüzlü sevgili-nin hatırlanmasındandır.” Denilerek gözlerin dolmasının gerçek nedeni gizlenmiş, sevgilinin görülmesi gibi hayali bir sebebe bağlanmıştır.)



    Yeni bir ülkede yem vermek için atlarına

    Nice bin atlı kapılmıştı fetih rüzgârına


    (Şair, akıncıların yeni ülkeler fethetme isteklerinin sebebi olarak, atlarına yeni bir ülkede yem vermek isteyişlerini gösteriyor.)


    Aşağıdaki mısralarda da hüsn-i talil sanatı var-dır.


    Senin için kandiller tutuştu kendisinden

    Resmine sürme çektim kandillerin isinden


    (Kandillerin tutuşması, olduğundan daha farklı bir sebebe bağlanmıştır.)


    Hak-i payine yetem der ömürlerdir muttasıl

    Başını taştan taşa vurup gezer avare su


    (Su, senin ayağını bastığın toprağa –Hz Peygam-ber’in- yetişmek için hiç durmadan ömür boyu başını taştan taşa vurarak gezmektedir.


    10.TECAHÜL-İ ARİF( Bilmezlikten Gelme)

    Sanatçının bildiği bir şeyi, bilmiyormuş veya başka türlü biliyormuş gibi anlatma sanatına “ tecahül-i arif” denir. Tecahül-i Arif ne hiç bilmemektir, ne de bildiğini saklamaktır; bildiğini türlü nedenlerle bil-mezlenerek, dolaylı yollardan anlatmaktır.


    Şiirde bir anlam inceliği oluşturmak için başvurulan bu sanatta hayret, övme, aşağılama, küçük görme, yüceltme vs. nedenlerden biriyle mutlaka bir nükte yapmış olmak gerekir.


    Örnekler:


    Ey şuh Nedima ile bir seyrin işittik

    Tenhaca varıp Göksu’ya işret var içinde


    (Beyitte Nedim, “Ey neşeli güzel, Nedim ile Göksu’ya bir gezinti yaptığını işittik; oraya yalnızca varıp, yalnızca yeyip içmişsiniz.” demektedir. Beyitte anlatılan şeyi yapan da Nedim’dir, bu beyiti söy-leyen de. Fakat olayı başkasından işitmiş gibi dav-ranmaktadır.)


    Bilmiyorum, dönen kubbe mi, su rengindedir?

    Yoksa gözyaşlarım mı gökyüzünü kaplamış?


    (Şair dönen şeyin kubbe olup olmadığını, gözyaşlarının da gökyüzünü kaplamadığını aslında bilmek-tedir.)


    Göz gördü gönül sevdi seni yüzü mâhım

    Kurbanın olam var mı benim bunda günahım


    (Şair sevgili, sevmekten dolayı kendisini günahsız sayıyor. Hâlbuki sevgiliyi gören göz de kendisine ait, sevgiliye tutulan da kendi gönlü)


    11.Cinas


    Söylenişleri aynı, anlamları farklı sözcüklerin birlikte kullanılmasıyla yapılan sanattır. Söz arasında, çok anlamlı bir kelimenin her defasında ayrı anlama gelecek şekilde tekrarlanmasıyla oluşur.


    Örnekler:


    Aşağıdaki mısralarda bulunan altı çizili sözcük-lerde cinas sanatı vardır.


    Her kimin evinde olsa dü zeni

    Bozulurmuş o kişinin düzeni


    (dü zen: iki kadın, düzen: tertip, nizam)


    Yaktı çeşmim aşk odın dedi dile gir yan ana

    Âh kim rahm itmedi bu dide-i giryân ana


    (Gir yan: girmek ve yanmak fiillerinden emir.

    Giryân: ağlayan)


    Ey kimsesizler, el veriniz kimsesizlere

    Onlardır ancak el verecek kimse sizlere

    Rengi uçmuş, nen var ah sunam

    Söyle bana emret, sana can sunam


    Aşağıdaki gazelin tüm beyitlerinde cinas sanatı vardır.


    Gazel

    Bir güzel şuha dedim iki gözün sürmelidir

    Dedi vallahi seni Hind’e kadar sürmelidir


    Dedim ateşlere yaktın ciğerim oldu kebap

    Dedi söndürmek için pâyıma yüz sürmelidir


    Dedim ey mehlika al bu gece bezme beni

    Dedi beyhude yorulma kapılar sürmelidir


    Dedim âşıklara cevrin ne cefadır güzelim

    Dedi âşık olanın üstüne at sürmelidir


    12.Leff Ü Neşr (Söz Simetrisi)


    Genellikle bir beyit içinde, birinci dizede en az iki şeyi söyleyip, ikinci dizede bunlarla ilgili benzerlik ve karşıtlıkları verme sanatıdır. Divan şiirinde çok sevilmiş ve kullanılmış bir sanattır.


    Yanağın u dudağın u teninle suretin olmuş

    Biri rengin biri şirin biri nazuk biri ra’nâ

    (Yukarıdaki beyitte yanak sözcüğüne karşılık olarak renk; dudak sözcüğüne karşılık olarak; şirin, ten sözcüğüne karşılık olarak nazik; suret sözcüğüne karşılık olarak ise rana sözcükleriyle simetri yapılmıştır.)


    Bakıp ol şûh ile nâz ü niyâze meşk ederiz

    Gülün tebessümüne bülbülün teranesine

    (Bu beytin ilk mısrasında önce “naz” ve ” niyaz” sözcükleri söylenmiş, sonra ikinci mısrada naz’ın karşısına gül, niyazın karşısına da bülbül geti-rilmiştir.)


    13.Tenasüp (Uygunluk)


    Anlam bakımından birbirine uygun düşen sözcükleri aynı beyitte bir araya getirme sanatına “tenasüp” denir.


    Ne nergis, ne leylak ne lale ne gül

    Hepsiyle dolu bir selesin sevgili

    (Beyitte nergis, leylak, lale, gül sözcükleri birbiriyle uyumlu sözcüklerdir ve tenasüp sanatı yapılmıştır.)

    “Gâh sakisi gehi sagarı geh badesi yok

    Görmedim meclis-i maksudu tamam amade”


    (Beyitteki saki, sağar, bade sözcükleri arasında tenasüp sanatı vardır.)


    14.Telmih (Hatırlatma)


    Cümle içinde, bir sözcükle geçmişteki bir olayı veya kişiyi işaret etmeye “telmih” (hatırlatma) denir. Söz arasında, bilinen tarihi bir olaya, geçmişte yaşamış ünlü bir kişiye, bir inanca ya da yaygın bir atasö-züne işaret edilerek, olay veya kişi hatırlatılır. Tel-mih edilen şey uzun uzadıya açıklanmaz, bir iki sözcükle anımsatılır.



    Ey dost senin yoluna


    Canım vereyim Mevlâ

    Aşkını komayayım

    Od’a gireyim Mevlâ


    (Dörtlükte “od’a girmek” ifadesi Hz. İbrahim’i hatırlattığı için telmih sanatı vardır.)




    Gökyüzünde İsa ile


    Tur dağında Musa ile

    Elindeki asa ile

    Çağırayım Mevlam seni


    (Birinci mısrada “Hz. İsa’nın göğe çekilmesi inan-cını”, ikinci mısrada “Hz. Musa’nın Tur-ı Sina dağın-da Allah ile konuşması olayını” ve üçüncü mısrada da yine “Hz. Musa’nın yere atılınca yılan olan asa-sıyla gösterdiği mucizeler” hatırlattığı için telmih vardır.)


    15.Tekrir: Bir sözcüğün tekrarıyla anlam ve anlatımın güçlendirilmesidir.


    Dokun bana dokun ne olur

    Hasretinden öldüm

    Kopar zincirlerini yeniden gel

    Durmadan gel hep gel

    (Yukarıdaki mısralarda da dokun ve gel sözcükleri tekrar edilmiştir.)




    16.Rücu


    Söylenen bir sözü geri çevirip onun yerine daha güçlü düşünceyi söylemektir. Aşağıdaki mısralarda bulunan altı çizili sözcüklerle rücu(geri dönme) sanatı yapılmıştır.Şair önce söylediklerini reddederek yeni ve daha güçlü sözler söylemiştir.



    Erbab-ı te’aşür çoğalıp şair azaldı


    Yok öyle değil, şairin ancak adı kaldı.



    Eder isyanıma gönlümde nedâme galebe
    Neyleyeyim yüz bulamam ye’s ile afvime talebe
    Ne dedim? Tövbeler olsun, bu dafi’i şerdir
    Benim özrüm günehimden iki kat beterdir
    Nûr-i rahmet niye güldürmeye rûy-i siyehim
    Tanrı’nın mağfiretinden de büyük mü günehim






    17.Nida


    Şairin çok duygulanmasına ve heyecanlanmasına sebep olan olayları ve varlıkları göz önüne getirerek “ey, hey” gibi ünlemlerle onlara seslenmesine denir.


    Örtün, evet, ey haile... Örtün, evet, ey şehr,

    Örtün ve müebbeden uyu, ey fâcire-i dehr!


    Gel ey mahbube Çin’den

    O şirin köşk içinden.


    18.İstifham


    Sözü, soruları şeye yanıt isteme amacını gütme-den, duyguyu ve anlamı güçlendirmek için soru biçiminde söylemektir.


    Kimin aşkıyla nalânsın?

    Kimin hicriyle suzansın?

    Neden böyle perişansın?

    Gönül derdin nedir söyle?


    19.Aliterasyon


    Şiirde art arda gelen mısralarda ünsüz seslerin tekrarlanmasına denir. Ünlü sesler tekrarlandı-ğında “asonans” meydana gelir. Fakat bu iki sa-natı tıpkı teşhis ve intak gibi birbirinden ayırmak pek mümkün değildir. Zira çoğu zaman hecelerde ünlü ve ünsüz sesler bir arada bulunurlar. Dolayı-sıyla aliterasyon ve asonans sanatı aynı anda meydana gelir:


    Uzanıverse gövdem taşlara boydan boya,

    Alsa bu soğuk taşlar alnımdaki ateşi

    Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya

    Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi.


    (“t”, “ş”, “l”, “k” ünsüzlerinin tekrarı şiirde kendine has bir ahenk oluşturuyor. İşte Aliterasyon budur. Kelimelerin mana değil söz özelliklerine dayandığı için söz sanatlarındandır. )



    20.Seci


    Sözlük manası güvercin ve kumruların nağmelerini tekrarlayarak ötüşleri demektir. Edebiyatta ise nesirde kafiye yapmak anlamına gelir. Günümüzde yapılan namaz dualarında secili ifadelere bol bol rastlanır. Divan nesrinde ise âdeta vazgeçilmez bir süstür.


    “Hangi Yusuf-ı devrandır ki Züleyhâ’yı zamane çak etmemiş ola ve hangi Süleyman-ı zamandır ki dîv-i cihan anı tutup helâk etmemiş ola? Çak etmemiş ola ve helâk etmemiş ola”

    (Yukarıdaki parçada “ak” sesiyle seci yapılmıştır.)



    22.İrsal-İ Mesel


    Örnek verme, konuşurken atasözü kullanmadır. Edebiyatta bir duyguyu, bir düşünceyi daha iyi, daha etkili ifade etmek için, cümlenin içinde veya mısrada konuya uygun düşecek bir söz, atasözü veya vecize kullanmaktır.

    Sanatta irsal-i mesel'e başvurularak konu daha canlı, duygu ve düşünce daha güçlü hale getirilir.



    Tok olanlar bilemez çektiğini aç kalanın

    Sırtı pek kimseye ahval-i şita yaz görülür


    Balık baştan kokar bunu bilmemek

    Seyrani gafilin ahmaklığından



    23. Akrostiş


    Bir şiirde dizelerin ilk harflerinin yukarıdan aşağıya doğru sıralandığında anlamlı bir sözcük meydana getirmesidir. Divan edebiyatında akrostiş’e muvaş-şah ya da istihrac denir. Eski Yunan ve Latin ede-biyatında ise akrostiş "üç dize" anlamına gelir.





    N
    asıl ağlar hazan erince yapraklar

    İntizar ile bimecal sararıp düşerken

    Hayali kaplar ufku geçen yazın


    A
    rtık sade hatırası kalacaktır


    L
    eylaklarda müteessir solan beyazın
    (Şiirin dizelerinin ilk sözcükleri alt alta okundu-ğunda "NİHAL" ismi çıkıyor.)





    24.Mecaz


    Sözcükleri ve sözcük öbeklerini bilinen ilk anlam-larından başka anlamda kullanmaya mecaz denir. Mecaz, söz kuvvet güzellik, canlılık katmak ama-cıyla yapılır.


    Öğrenciler beni soru yağmuruna tuttular.


    Para tuzağı her insanı hissettirmeden yakalayan ölümcül bir hastalık gibidir.



    25.Mecaz-ı MÜRSEL

    (Ad Aktarması-Metanomi):


    Benzetme amacı güdülmeden bir sözcüğün bir şekilde anlam ilişkisi bulunan başka bir sözcük yerine kullanılmasıdır.



    Çankaya, emeklilik yasasını iptal etti.


    (Çankaya’dan kasıt cumhurbaşkanlığıdır.)


    Üç yıldır Necip Fazıl’ı okuyorum.

    (Necip Fazıl değil, Necip Fazıl’ın eserleri kastedilmiştir.



    26.Terdid


    Bir anlatımda sözü dinleyici ya da okuyucunun ilgi-sini yoğunlaştırdıktan sonra konuyu hiç beklenme-dik bir sonuca götürme yoluyla yapılan edebi sa-nattır. Sözü beklenmedik bir şekilde bitirme veya şaşırtma, tereddüde düşürme sanat da diyebiliriz.



    Dizilirler ayakta
    Ana baba ve kardeş
    Hayal ırak... Irakta
    Eder fiillerle güreş


    Başından kayar yastık
    Nura döner karanlık
    Sırlar çözülür artık
    Kırka çıkınca ateş




    27.İktibas(Alıntı Yapma)


    Anlamı güçlendirmek için ayet ve hadislerden baş-kasına ait olan söz ve mısralardan faydalanmak yoluyla yapılan sanattır.





    Zalimlere bir gün dedirtir kudret-i Mevlâ
    "Tallahi lekad âsereke’llahü aleyna"

    Ziya Paşa
    (Yusuf Suresi ayet 91: Tanrı hakkı için Allah seni bize üstün kıldı)


    Ayvaz çıkar Hoylu çıkar

    Bir yandan Köroğlu çıkar

    Hemen Mevla ile sana dayandım

    Arkam sensin, kalem sensin dağlar hey


    Orhan Veli(Köroğlundan iki dize almış)


    Bir şarkı dökülüyor sokağa

    Unutulmuş bir pencereden

    “Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden”

    (Şair, Yahya Kemal’den bir mısra almış.)