Peygamberimizin (s.a.v) İsimleri ve Künyeleri

'Dini Bilgiler' forumunda EyLüL tarafından 8 Şubat 2012 tarihinde açılan konu


  1. Peygamberimizin (s.a.v) İsimleri ve Künyeleri

    Peygamberimizin (sallâllâhü aleyhi ve sellem) en çok söylenilen ismi (MUHAMMED)’dir. Bu isim, Kur’ân-ı kerîmde Âl-i İmrân sûresi 144. âyette, Ahzab sûresi 40. âyette, Fetih sûresi 29. âyette, Muhammed sûresi 22, âyetinde olmak üzere dört defa geçmektedir. Saf sûresi 6. âyette ise Hz. İsâ’nın ümmetine Ahmed ismiyle haber vermiş olduğu bildirilmektedir. Kur’ân-ı kerîmde (Muhammed) ve (Ahmed) isminden başka, Resûl, Nebî, Şâhid, Beşîr, Nezîr, Mübeşşir, Münzir, Dâîi ilallah, Sırac-ı münir, Rauf, Rahîm, Mûsâddık, Müzekkir, Müdessir, Abdullah, Kerîm, Hak, Mubin, Nûr, Hatemün-Nebiyyîn, Rahmet, Ni’met, Hâdi, Tâhâ, Yâsin... diye anılmıştır. Bundan başka yine bir kısmı Kur’ân-ı kerîmde ve bir kısmı da hadîs-i şerîflerde, bir kısmı da daha önceki peygamberlere gönderilen mukaddes kitaplarda geçmiştir. Daha önceki peygamberlere indirilmiş olan kitaplarda geçen isimlerinin çoğu, sıfat olup, mecazen isim sayılan kelimelerdendir. Bunlardan bazıları da şöyledir: Dahûk, Hamyata, Ahid, Baraklit, Mazmaz, Müşaffah, Münhamennâ, Muhtar, Rûhul-Hak, Mukîmüssünneh, Mukaddes, Hırz-ul Ümmiyyîn, Mâlum... Peygamberimizin ismi İncil’de “Ahmed” (Baraklit). Tevrat’ta ise “Münhamennâ” olarak geçmiş olup, Süryanicede (Muhammed) ismi karşılığıdır. İncil’de Peygamberimizin geleceği müjdelenip (Paraclete) kelimesiyle de ifade edilmiştir ki, Ahmed ve Muhammed manasınadır. İncil tahrip edilince bu kelimeler de kasden değiştirilmiştir.
    Peygamberimizin (sallâllâhü aleyhi ve sellem) hadîs-i şerîflerinde ise Mâhi, Hâşir, Âkıb, Mukaffi, Nebîyyür-Rahme, Nebîyyüt-Tevbe, Nebüyy-ül-Melâhim, Kattâl, Mûtevekkil, Fâtih, Hâtem, Mustafa, Ümmî, Kusem (Her hayrı kendinde toplayan) isimleri geçmektedir. Bir hadîs-i şerîfde Peygamberimiz (sallâllâhü aleyhi ve sellem) “Bana mahsus beş isim vardır “Ben Muhammed’im. Ben Ahmed’im, Ben Mâhi’yim ki, Allah benimle küfrü yok eder. Ben, Hâşirim ki halk, kıyâmet günü benim izimce haşr olunacaktır. Ben, Âkıb’im ki benden sonra peygamber yoktur.” buyurdu. Peygamberimize (sallâllâhü aleyhi ve sellem) Muhammed ve Ahmed ismi annesinin hamile iken gördüğü bir rüyada (Sen insanların en hayırlısına, bu ümmetin Efendisine hamilesin! Doğunca ona Muhammed, Ahmed ismini koy!) denildi. Dedesi Abdulmuttalib ve annesi tarafından bu isimler konuldu. Dedesine de rüyasında böyle bildirilmişti.

    Peygamberimizin (sallâllâhü aleyhi ve sellem) Hz. Hatice’den doğan ve küçük yaşta vefât eden oğlu Kâsım’dan dolayı kendisine Ebû’l Kâsım künyesi verilmiştir. Yine peygamberliğinden önce ondaki doğruluk, itimat, emin, güvenilir olması gibi sayılamayacak

    kadar üstün meziyetlerinden dolayı Kureyş kabilesi ona “El-Emin” ismini vermişlerdir. Kur’ân-ı kerîmde Ahzab sûresi 56. âyetinde: “Gerçekten Allah ve melekleri, Peygambere salât ederler (Şeref ve şanını yüceltirler). Ey imân edenler! Siz de ona salât edin (Allahümme salli alâ Muhammed, deyin) ve gönülden teslim olun.” buyurulmaktadır. Peygamberimizin (sallâllâhü aleyhi ve sellem) ismini söyleyince, işitince, yazarken ve okurken ona salevât getirmek hürmete ve sevab kazanmaya sebep olmaktadır. Salevât getirmek “Aleyhisselâm”, “Sallallahü aleyhi ve sellem”, “Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed”, “Essalâtü vesselâmü aleyke Yâ Resûlallah”, “Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ salleyte alâ İbrâhime ve alâ âli İbrâhim.” “Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmâîn.”, “Aleyhissalâtü vesselamü vettehiyye”, “Aleyhi ve alâ cemî’i minessalavâti etemmühâ ve minnettehiyyâti eymenühâ.” gibi duâları söylemekle olur. Bunlardan başka salevât getirmek için okunacak duâlar “Delâil ü hayrat” ve “Câliyet-ül-ekdâr” kitaplarında bildirilmektedir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: “Vefâtımdan sonra, kim bana salât ü selâm gönderirse, Cebrâil aleyhisselâm bana der ki: - Yâ Resûlallah, ümmetinden falan kimsenin sana selâmı var! Cevap olarak derim ki:

    - Benden de ona selâm olsun! Allahü teâlânın rahmet ve bereketi onun üzerine olsun!”

    Peygamber efendimiz (sallâllâhü aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

    “Cebrâil aleyhisselâm gelip: “Zelil olsun, yanında Hazret-i Nebîy-yi ekremin ism-i şerîfi söylendiğinde salevât getirmeyen, zelil olsun!” dedi. Ben de âmin dedim.”

    “Bir kimse yazdığı bir şeyde, bana da salevât yazarsa, benim ismim o kitapta (yazılan yerde) kaldığı müddetçe, melekler onun için istiğfâr ederler.” İstiğfâr, günahların bağışlanmasını Allahü teâlâdan istemektir. “Yer yüzünde dolaşan (seyahat eden) melekler, ümmetimin selâmını tebliğ ederler.”

    “Ümmetimin salevâtı bana hediyedir. Benim ümmetime hediyem kıyâmet günü onlara şefaatimdir.