Özdeksizcilik (Berkeleycilik) Hakkında Bilgi

'Ders çalışıyorum' forumunda EyLüL tarafından 22 Temmuz 2012 tarihinde açılan konu


  1. Özdeksizcilik (Berkeleycilik) Hakkında Bilgi

    Georges Berkeley (1685-1753) tarafından ileri sürülen bu öğretiye göre "varlık algılamadır" algılarımızın ve düşüncemizin dışında özdek diye bir şey yoktur. Özdeği felsefesel bir kavram olarak bir yana iten ve onu somut biçimleri ve somut biçimlerin özellikleriyle aynılaştırma yanılgısına düşen Berkeley, 'İnsan Bilgisinin İlkeleri Üstüne Araştırma, 1710' adlı yapıtında şöyle demektedir:"Tasarımların zihinsiz var olmadığını ve var olmayacağını herkes bilir. Çeşitli duyumların da onları algılayan zihinden başka bir yerde var olamayacakları bana hiç de daha az açık gelmemektedir. Var olmak deyimiyle ne denmek istendiği iyice incelenecek olursa bu savım çok daha iyi anlaşılacaktır. Üstünde yazı yazdığım "masa vardır' dediğim zaman, onu görme ve dokunmayla algı'ladığımı söylemiş oluyorum. Bunun gibi bir koku vardı, demek ki koklamakla algı'lamıştım; bir ses vardı, demek ki işitmekle algı'lamıştım. Bütün bu anlatımlarda 'var olan'ın algılanan' olduğu açıkça görülmektedir". Bu savıyla özdekçiliğe savaş açan piskopos Berkeley, fiziksel nesnelerin tasarımlar olduğu savından yola çıkarak tasarımların algılanarak var olduğu ve bundan ötürü de fiziksel nesnelerin algılanmadan ibaret bulunduğu sonucuna varmaktadır.

    Üç Konuşma, 1713 adlı yapıtında öznel düşünceci savını daha da geliştirmiştir. Bu yapıtında da "Duyulur evren, duyularımızla algıladığımız evrendir. Duyularla tasarımlardan başka hiçbir şey algılanamaz. Hiçbir tasarım zihinden başka hiçbir yerde var olmaz" Ona göre, " Düşünmeyen bir varlığın bir zihin tarafından algılanmaksızın var olduğunu ileri sürmek olanaksız bir çelişmedir" Ona göre renk ancak onu gören için, koku ancak onu duyan içindir. Onları var eden bizim onları algılayan ruhsal varlığımızdır, bizim onları algılayan ruhsal varlığımız olmasaydı onlar da olmazlardı. Nesnelerle onların bizdeki düşüncesi bir ve aynı şeydir, nesneler düşüncelerdir. Cisimlerin nesnel varlıkları yoktur, onları var eden bizim ruhumuzdur. İnsanlar sonsuz güçlü ruhun (tanrının) etkisiyle düşünceler algılayan ruhlardır.

    Kumaşın kırmızı olduğu kesin değildir, gözlerimiz sarılığa tutulmuşsak bu kumaşı sarı gördüğümüz gibi, gözleri bizim gözlerimizden başka yapıda olan hayvanlar bu kumaşı başka renklerde görebilirler. Demek ki renk, kumaşta değil gözlerdedir. Var olan bir şey, kendinden başka olması olanaklı bulunmayan bir şeydir. Oysa nesneler, çeşitli algılara göre çeşitli şeyler, eş deyişle kendileriyle aynı kalamayan şeylerdir. Örneğin önümüzde duran bir kap su, elimiz sıcaksa soğuk ve elimiz soğuksa sıcaktır, eş deyişle kendi kendisiyle aynı değildir. insanın hafif bulduğunu karınca ağır bulur. Tatlı bir tatla güzel bir koku haz, acı bir tatla kötü bir koku acı verir; demek ki tatlar ve kokular da zihnimizdedir. Berkeley, antikçağ Yunan şüphecisi Ainesidemos'un yüzyıllarca önce ileri sürdüğü kanıtları bir bir yineler. Özetle, bizzat idealizm gibi özdeksizcilik savı da, neresinden tutarsanız tutun, ipe sapa gelmez bilimdışı bir savdır. Ünlü bir diyalektikçi şöyle der: "öğretilerinde bir otobüsü düşünce sayanlar, onun altında ezilmemek için karşı kaldırıma seğirtirken, otobüsün düşünceden ibaret olmadığını pekala bilirler".