Ömer Seyfettin Bombanın Kısa Özeti

'Etüt Merkezi' forumunda Bella tarafından 28 Mart 2012 tarihinde açılan konu


  1. Ömer Seyfettin Bomba Kitabının Kısa Özeti,





    Ömer Seyfettin Bomba Kiatap Özeti,




    KİTABIN KONUSU

    Osmanlı Devletinin çöküş dönemine girdiği devirde, sınır boyların da bulunan halkın yaşantıları kısa hikayeler şeklinde anlatılmaktadır. Benim anlatacağım hikayede de İtalyan gibi yetiştirilen bir çocuğun gerçek tarihini öğrenmesini anlatmaktadır.

    KİTABIN ÖZETİ

    PRIMO TÜRK ÇOCUĞU NASIL OLDU
    Eylül gecesiydi ve gökyüzünde tek bi yıldız bile yoktu. Selanik, gündüzki heyacanlardan , gürültülerden yorulmuş gibi , baygın ve uyuyordu. Rıhtım ıssızdı. Olimpos Palasın , Kristalin, Splandit Palasın ve diğer küçük gazinoların lambaları çoktan sönmüştü bile. Tramvay yolunu tamir etmek için konulan parke taşlarının ilersinde, denize dogru inen küçük merdivenlerin başında, hareket etmeyen bir gölge dimdik durmakta idi. Gölge Pariste okuyan sonra dolgun bir maaşla İzmire gelen ve burada aşık olduğu güzel bir İtalyan kızı Grazia ile evlenen genç mühendis Kenan Bey aitti. Türklük, garazi Avrupalılarca medeniyetsizlik olarak görülmekte idi. Kenan Beyde onların adetlerine, ahlak anlayışlarına, terbiyelerine, cemiyetlerine hayran olan ve bunları uygulayan kişiliğe sahipti. Ve bu karakteri herkes tarafından da bilinmekte idi. Nazik ve eglenceli birisi idi. Savaşa tamamen karşıydı.

    En sonun da o gece Kenan Bey kırk sekiz saat boyunca işittikleri, gördükleri ve gazetelerde okuduklarının etkisinde kalmıştı. Son derece rahatsızdı. Çünkü savaş çıkmış; İtalya Trablusa saldırmış; hayran olduğu, insaniyete hizmet ettiğine inandığı Avrupalıların öceden çok doğal bulduğu hareketleri aklına gelmişti. İlk Fransayı hatırladı. Daima insaniyete hizmet ettiğini haykıran bu millet, yüz senedir Afrikayı kana boyamıştı. Masum, silahsız insanları öldürmüş onları esir etmiş, ruhlarına hakim olmaya çaılmışlardı. Daha sonra İngilizleri düşündü ve İspanyolları, Almanları hatta Belçika ve Portekizlileri , en sonunda da İtalyanları düşündü. Hepsi aynıydı. Yıllarca ruhunu zapteden bu toplumun, Avrupalıların naçiz bir kulu, hizmetcisi olduğunu düşündükce kahroldu. Düne kadar kendisine bile Türküm demeye sıkılıyordu. Bu memlekette tarihinin büyüklüğünü, geçmişini, dedelerinin şanını bilmeden, inkar etmiş ve milliyetinden uzaklaşmıştı. Hatta nekadar Avrupalılaşmış olduğunu düşünerek yürüdü ve kimseyi görmemeye çalışıyordu. Evine gitme düşüncesinden uzakta idi. Şuursuz bir şekilde Splandi Palasın önüne geldi. Bir odaya çıkatı ve yatağa uzandı. Yaşadığı olaylar onu şaşırtmıştı ve perişan etmişti. Hakaretin ve tecavüzden uyanan millet, İtalyan mektebinin, hastanesinin, hatta konsolosluğunun armalarını parcalamış, bayrak direklerini kırmış, sancaklarını yırtmıştı. Ne kadar İtalyan varsa şüphsiz kovulacaktı. İtalyan dostu görünen bir Türk şüphesiz lanet ve nefretle memleketten dışarı çıkarılacaktı. Başı ağrımakta başının arısından gözleri yaşarmaktaydı.

    Gözünün önüne eşi, çoçuğu ve evi geldi. O hiç böyle bir günü düşünmemiş bu ana kadar mutlu yaşamıştı. Avrupadan geldiği seneyi, gençlik ve bekarlık günlerini hatırladı. Bir İtalyanla evlenmişti buda ona doğal görünmüş, hatta iftihar edebilecek bir durummuş gibi gelmişti. Gerçi Grazia ile evlenmek istediğinde Grazianın babası Kenen Beyin Türk oluşından dolayı bir barbar, bir medeniyet düşmanına kızını vermeyi şiddetle reddetmişti. Daha sonra ise kişisel menfaatlerini düşünmüş. Kızıyla yaptığı bir konuşma sonrasında Kenan Beyi Rumeli ve Anadoluda Türk namı altında yaşayan onyedi milyon Rumdan biri olarak kabullenmişti. Ona göre Türkiyede sultanın ailesinden başka Türk aile yoktu. Bu düşünceler doğrultusunda Kenan Beyi kızıyla birlikte Rum olarak kabul etmiş ve bu evliliğe izin vermişti.

    [​IMG]

    Kenan Beyle Grazinin evliliklerinin ilk iki yılında iki erkek çoçukları olmuştu. İtalyan adetlerini takip ederek çoçuklarını numara ile Primo! Sekundo! Diye çagırmışlardı. Sekundo hastalanmış ve ölmüştü. Grazianın babası Mösyö Vitalis Meşrutiyetin ilanından sonra Türkiyede işlerin iyi gitmeyeceğini düşünerek İtalyaya gitmiş ve çiftlik alarak oraya yerkeşmiişti. Kenan Bey babasının Graziayı ve kendisini İtalyaya çağıracağını düşündü. Ne yapacaktı? Gitmeyeceği kesindi. Grazianın kendi ailesini bırakmaya razı olup olmayacağı düşündü. Çoçukları ve mutlu bir evlilikleri vardı ve birbirlerini çok seviyorlardı.

    Sabah olduğunda ayağa kalktı ama bitürlü uyuyamamıştı. Otelden tranvayala yalısına geldi. Kapıyı hizmetçi kız açtı. Grazia ve Premo evde yoklardı. İki yol sandığı dikkatini çekti. Grazia yolculuğu düşünmüştü galiba. İlk defa görüyormuşcasına duvarlara , perdelere, eşyalara baktı. Türk hayatına, Türk ruhuna ait bir çizgi bile yoktu, birden Bursadaki çoçukluğunun geçtiği baba evini hatırladı. Merdiven başındaki, ceviz ağcından eski ve guguklu saati, yaldızlı kafesin içindeki sürekli öten kanarya kuşunu ve babasının odasını düşündü. Herşey gözlerinin önünden film şeridi gibi akıyordu. Alçak sedirler ve kalın halılarla döşeli, vişne renginde perdeleri, duvarlarında asılı olan iğri ve altın kakmalı kılıçları, kamaları düşündü ve en önemlisi bu odadaki baş sedirin üstündeki etrafı ipekten ve sırmalı çevrelerle süslenmiş, mert bir Türk ruhundan saçılan iffet, namus, metanet, istiğna tavsiye eden mısraların yazılı olduğu levhayı hatırladı. Mısraların bazılarnda şunlar yazılıydı.

    Geçme namerd köprüsünden, koparmasın seni!
    Korkma düşmandan, ki ateş olsa yandırmaz seni!
    Müstakim ol, Hazreti Allah utandırmaz seni!

    Babası ne kadar genç dururdu. Gelen misafirlerde, ağalarda ona benzerdi. Bu levha güya kalplerin, ahlaklarının tercümesiydi. Başı yeşil örtülü annesiyle daima yere bakan, omzunda pembe bir atkı taşıyan mukaddes hemşiresini düşündü . Tahsilde iken annesi ve babası ölmüş, amcasının yanına giden hemşireside oranın yerlilerinden bir beyle evlenmişti. Kendisi on senedir ne Bursaya gitmiş, ne akrabalarını görmüştü. Hatta mallarını bile İstanbuldan gönderdiği bir vekil vasıtasıyla satmıştı. Kenan Bey düşündü durdu. Düşündükce de iki gündür farkına vardığı durumunun aşağılığını, adiliğini anladı. Unuttuğu milliyetinin kıymetini bilemediği için acı bir hissekapıldı. Vicdan azapları içinde geçen yarım saat ona bir gün gibi görünmüştü.

    Kapı zili çaldı. Grazia gelmişti. Ona sabah aldığı kararı nasıl söyleyeceğinin sıkıntısı içindeydi. Grazia Kenan Beye dün gece niye gelmediğini ve onu çok merak ettiğini söyler. Kenan Bey işi olduğunu ve bir otelde kaldığını söyler. Grazia ilan olunan harpten bahsetmeye başladı. Grazia sabah tercüman ile konuştuğunu hiç kimsenin bilmediğini, gazetelerin yazmadığı havadisleri öğrendiğini söyledi. Avrupalılar aralarında Fransaya Fası, Almanyaya Anadoluyu, İtalyaya Trablusu, İngiltere ve Rusyaya da Acemistanı taksim etmişlerdi. Birkaç ay sonra Rumelinin her tarafında bombalar patlayacak, Girit Yunanistana bağışlanacak, Arnavutluka, Makedonyaya , Suriyeye, Arabistana muhtariye verilecekti. Sultanlık avrupalıların eline verilecek Türkiyede de Beynelminel bir idare olacaktı. Avrupanın programı belli olmuştu. Grazia bunları çabucak anlattı. Tercümanın korkularını tekrar etti. Şimdi hükümet genç Türklerin elindedi. İki üç ay içinde Selaniki terkedip İstanbul, İtalya ve yahut başka bir Avrupa memleketine gidilmeliydi, pasaportları bile hazırllatmıştı. Grazia Kenan Beye ne zaman hareket edebileceklerini sorduğunda Kenan Bey buradan bir yere gitmeyeceğini söyledi. Grazia inanamadı. Peki ben diye sorunca sen de diye karşılık verdi. Bu sırada Primo içeri girdi, yavaş yavaş yürümekteydi. Annesi ona hiddetli ve sert bir tavırla önemli bir konu konuştuklarını söyleyerek dışarı çıkardı.

    Oysa primo olayların farkındaydı. Çünkü sabah mektebe gitmemiş Rum çoçuklarıyla rıhtımda balık tutmaya çalışırken mektep arkadaşlarından Orhanı görmüş ve yanındaki biraz büyükce olan bir Türk çoçuğuyla tanışmıştır. Bu bir Türk paşasının oğludur. Orhan Primoya sordu:

    Senin baban Türk değil mi?
    Primo biraz kızararak niçin soruyorsun ? dedi .
    Soruyorum , niye inkar ediyorsun? Senin baban Türk mühendisi değil mi?
    Evet
    O halde sen de Türksün!

    Primo Türkçe bilmiyordu. Orhan Fransızca olarak elindeki Genç Türklerin beyannamesini tercüme etti. İtralyanlarla Türklerin muharebe ettiğini anlattı. Anlatırken en cesur, en asil bir millet olduğunu asırlarca bütün Asyaya hakim olduklarından bahsetti. Atillanın Avrupayı ezip, köpek gibi inlettiğini, dünyanın en büyük hükümetini Cengizin kurduğunu anlattı. Bir kaç asır evvel Avrupayı terbiye eden bu ırka bütün Avrupalıların saldırdıklarını, mahvetmek için uğraştıklarını ama başarılı olamayacaklarını söyledi. Türklerin eski deniz savaşlarından zamanın da Akdenizi bir Türk gölü yaptıklarından, büyük paşa babasından, mülazım ağabeyinden duyduğu şeyleri oldukca büyüterek, mübalağalaştırarak, uzun uzan hikaye etmektti. Primo dinledi ve o an kendisinin, babasının Türk oluşundan derin bir iftihar duydu. Rıhtımdaki Rum çoçukları onun bir Türk çoçuğu ile saatlerce konuşmasını kıskandılar. Onu çağırdılar fakat Primo aldırmadı. Orhan bu sineklerin bir şey yapamayacaklarını ancak taciz etmesini bildiklerini ve kendilerini rahat bırakmayacaklarını söyleyerek dışarı çıkmalarını tavsiye etti. Bahçeden çıkarak, ileride İttehat ve Teraki kulubü önünde dehşetli bir kalabalık gördüler. Kapının yanındaki parmaklık setine siyah esvaplı, sarı bıyıklı, küçük fesli bir adam çıkmış, namussuz, alçak, korsan İtalyanların haberleri yokken ve dostları iken birdenbire vatanlarına hücum ettiklerini anlatmaktaydı. Bu adam Onların büyük ve güçlü zırhlılarına karşılık, kendilerininde kutsal bir haklarının olduğunu bunun onların zırhlılarının karşısındaki kuvvetinden bahsetmekteydi. Sonra bir telgraf okundu. Orhan onu tercüme etti. İtalyanların Trablusta iki harp gemisi kayalıklara çarparak batmıştı. Daha sonra numayişçiler yukarılara doğru çekilmişlerdi. Primo kapının dibinde bunları düşündü. Geçmişin hatırasını noktası noktasına hayalinden geçirdi ve göğsünün kabardığını hissetti.

    Kapıya döndü içeride şiddetli ve heyacanlı konuşma devam etmekteydi. Anahtar deliğinden içeriyi dinledi. Annesi burada kalmayacağını söylüyor, Kenan Bey ise kalırsa artık İtalyan olarak değil Türk olarak kalacağını, gider ve İtalyan olarak kalırsa aralarındaki ilişkinin biteceğini , kendisini boşayacağını ve görüşmemek üzere ayrılacaklarını söyledi. Annesi yüz sene uzunluğunda geçen bir dakika sonunda cevabını veridi: On seneyi, sadakatimi sen düşünmezsen ben hiç düşünmem babamın yanına gider orada rahibe olur kalırım. dedi. Tek isteği Primoyuda yanında götürmekti. Kenan Bey bu kararı Primonun vermesi gerektiğini söylerve o anda Primoiçeri girer. Annesi içeri giren Primoyu kucaklamak ister. Primo bunu dehşetli bir ciddiyetle reddeder. Grazia birden bire değişen yavrusunun bu hareketi karşısında dona kalır ve hiç bişey söyleyemez. Primo büyük bir adam tavrıyla babasının yanındaki koltuğa oturdu. Başını eline dayadı ve Fransızca olarak niye onun hakkında konuştuklarını sordu. İtalyanca söylemiyordu. Her ikiside şaşırdılar. Kısa bir sessizlikten sonra Kenan Bey savaş çıktığını annesi ile tamamen ayrılacaklarını ya kendisi ile kalıp Türk olacağını yada annesi ile gidip İtalyan olacağını söyledi ve bu konudaki kararını sordu. Primo oturduğu yerden şiddetle fırladı Grazia ve Kenan Bey ne yapıyor diye birbirlerine bakarlarken, Primo heyecanlı tavrıyla annesini ve babasını süzmeye başladı ve gayet bozuk bir Türkçe ile :

    Ben .. Turko çoçuk ..Ben yok İtalyano..Ben burdaBen çoçuk Türk.. diye haykırdı.

    Grazia hayret ve endişe içinde masanın yanındaki sandelyeye yığıldı. Kenan Bey gözlerine ve kulaklarına inanamamaktaydı. Primo sonra Victor Emmanuelin resmine vurarak onu parçaladı. Kenan Bey seviçli ve şuursuz bir şekilde ayağa kalktı, kanapenin üzerinde, yükseklerden kendisine bakan bu Türk çoçuğunu kucakladı ve onu göğsüne bastırarak alnından öptü.

    KİTABIN ANAFİKRİ

    Türk milleti özünü bulmalı. Kendi benliğinden uzaklaştığı takdirde KURTULUŞ SAVAŞIndan önceki duruma gelinebileceğidir.
     


Similar Threads: Ömer Seyfettin
Forum Başlık Tarih
Etüt Merkezi Ömer Seyfettin'in bireysel özellikleri 29 Eylül 2014
Etüt Merkezi Ömer Seyfettin Üç Nasihat Romanı Kısa Özeti 16 Ekim 2012
Etüt Merkezi Ömer Seyfettin İlk Düşen Ak Özeti 9 Mayıs 2012
Etüt Merkezi Ömer Seyfettinin Anılarından Kaynaklanan Öyküler 13 Nisan 2012
Etüt Merkezi Ömer Seyfettin Yüksek Ökçeler Özeti 11 Nisan 2012