Olimpizm Nedir ?

'Bunları biliyormusunuz' forumunda Dark tarafından 7 Kasım 2010 tarihinde açılan konu


  1. Olimpizm Nedir ?,
    olimpizm felsefesi,

    Olimpizm bir yaşam felsefesidir. Bedene iradeye ve zihne özgü nitelikleri yücelterek dengeli bir biçimde bütünleştirir. Olimpizm sporu kültür ve eğitimle kaynaştırarak çaba göstermenin iyi örneklerin eğitsel değerinin ve evrensel temel ahlak ilkelerine saygının verdiği mutluluğa dayalı bir yaşan biçimi yaratmayı amaçlar. Olimpizmin amacı, sporun heryerde uyumlu insan gelişmesine hizmet etmesine sağlamak bu yolla insan saygınlığını titizlikle koruyan barışçıl bir toplumun yaratılmasında özendirici rol oynamaktadır. IOCnin önderlik ettiği olimpik hareket çağdaş olimpizm düşüncesinden kaynaklanır. Olimpik hareketin amacı dünya barışına ve daha iyi bir dünyanın yaratılmasına katkıda bulunmak üzere gençliği hiçbir ayırım gözetmeden ve birbirini anlamaya dostluk dayanışma ve FAİR-PLAY anlayışına gerektiren olimpiyat ruhu içinde spor ile eğitmektir. iç içe geçmiş 5 halka ile simgelenen olimpik hareketin etkinliği evrensel ve kalıcıdır. 5 kıtayı kucaklar bütün dünyadan sporcuları büyük spor şöleni olan olimpik oyunlarda bir araya getirerek doruk noktasına ulaştırır. Olimpizmin ve sporun katkılarını anlatarak çocuk ve gençlerin spora katılımına teşvik etmek, olimpiyat oyunlarının dünyada barış kardeşlik ve mükemmellik kavramlarını nasıl geliştirdiğini göstermek ve olimpiyat oyunları organize etmenin ülke gençliğine ve kalkınmaya ne gibi katkılarda bulunduğunu anlatmak TMOK ( Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi) nin görevidir.

    Tarihçe

    Olimpiyat oyunları , antik çağda dört yılda bir düzenleniyordu. M.Ö. 776 yılından beri Yunan şehirlerinde düzenlenen olimpiyat oyunları, 393′te Roma Imparatoru Theodosius tarafından yasaklandı. Antik olimpiyatlarda kadınlar yarışa katılamadığı gibi, seyirci olarak stadyumlara girmelerine de izin verilmezdi. İlk olimpiyatlarda sürat yarışları yapılır, atletler zeytin dalından bir taçla ödüllendirilirdi. Daha sonra ödülün biçimi ve değeri değişti, arttı. Yarış programına boks ve güreş de katildi.

    Modern olimpiyatların ve olimpizm düşüncesinin babası Fransız Baron de Coubertin oldu. Dünya gençliğinin ortak bir idealle barışa hizmetini amaçlayan Coubertin, 1892 yılında olimpizmin ilkelerini açıkladı ve olimpiyatların yeniden düzenlenmesi için çaba göstermeye başla di.

    Uluslararası Olimpiyat Komitesi (CIO) 1894 yılında Coubertinin çabalarıyla kuruldu ve ilk olimpiyatlara ev sahipliği yapacak olan Yunanistanin temsilcisi Dimitrius Vekelas, kurulusun ilk başkanı oldu. Vekelasin görevi 1896′da bitti. 1896-1925 yılları arasında Coubertin CIO baskanligi yaptı ve olimpik hareketin kökleşmesini sağladı. Coubertinin ölümünden sonraki CIO başkanları şunlardır:

    Kont Henri de Baillet - Latour (Belçika/1925-1942), M.J.Sigfrid Edström (Isveç/1946-1952), Avery Brundage (ABD/1952-1972), Lord Killanin (K.Irlanda/1972-1980), S.E.M. Juan Antonio Samaranch (Ispanya/1980-)

    Olimpiyat oyunlarını düzenleme onuru bir kente verilir. Kent seçim hakki sadece Uluslararası Olimpiyat Komitesine aittir. Komite, oyunların düzenleneceği yıldan 7 yıl önce toplanarak resmi adaylık başvurusunu alır, raporları inceler ve kent seçimini yapar.

    MODERN OLİMPİATLARIN KURUCUSU

    Modern Olimpiyat fikrinin özünü Modern Olimpiyatlarin kurucusu Baron De Coubertinin çesitli kitap , yazili beyan ,deklarasyon ve diğer yazili belgelerinde bulmak mümkündür.

    Olimpizm , beden gücü ve becerisi ile birlikte insan aklinin gelismesini hedef alan ve böylece insanin tüm niteliklerini simetrik bir biçimde ve bir uyum içinde gelisimini hedef alan bir felsefedir.

    Amaçlarindan diger birisi de , insani egitmek ,karakterini ve ahlakini kuvvetlendirmek, eskilerin ideali olan " KALOS KAGATHOS" insani yaratmaktir.

    Olimpizm , tam manasi ile egitsel ve pedagojik amaçlar güder.Olimpizm ne bir din , ne bir sosyal doktrin,ne de bir sosyal,ekonomik sistemdir.Olimpizm bir ruh halidir , hayat tarzidir,insanlik görüsüdür.Asalet ve tertemiz ahlak okuludur. Bir " çikarsiz ideal " inancidir.

    Çagimizin en önde gelen sosyal olaylarindan olan Olimpizm,ayirtetmeden tüm dünyayi kucaklar,karsilikli saygiyi;isbirligini ve tüm insanlar arasinda arkadasligi , karsilikli anlayisi amaçlar. Esit kosullar altinda dürüst ve esit rekabeti hedefler. Baska sosyal sahalarda birbirleriyle rekabet eden insanlara elle tutulur örnekler verir. Uluslar , irklar , renkler , politik sistem ve siniflar arasinda hiç bir ayirim kabul etmez. Bu felsefe ile Ulusrararasi baris ve anlayisin gelismesine yardim eder. Gençlere hürriyet fikrinin dogru manasini ögretir ve böylece sosyal çevrede birlikte yasamanin ideal kosullarini yaratir.

    Dört yilda bir tekrarlanan Olimpiyat Oyunlari , oyunlar sirasinda tüm katilanlarin birlikte Olimpiyat Köyünde Müsterek kurallar altinda ortak yasamalari, Olimpiyat ruh ve prensiplerine uygun olarak dünyanin en seçkin sporculari ile yarismak ve bu yarismalari idare eden tarafsiz hakemlerin kararlarina mutlak iteati temin etmek suretiyle Olimpizm bu konuda büyük hizmet görmektedir. Olimpizm uluslararasi bir kurumdur,tam manasi ile müstakildir. ve her türlü milli ,siyasi,ekonomik veya diger kisitlamalardan uzaktir. Bu özerk tutum çok önemlidir. Olimpik felsefenin hadef ve amaçlarina erisilmesini temin eder.

    Olimpiyatin babasi Istanbulda

    Modern Olimpiyat Oyunlarinin kurucusu Baron Pierre de Coubertin, Uluslar arasi Olimpiyat Komitesine üye olacak yeni ülkeler bulmak üzere 1907 yilinda dünya turuna çikti. Bu uzun gezisinde gitmeyi planladigi ülkelerde önceden kendisine yardimci olacak kimseler bulmak istedi. Bunlar arasinda Osmanli Devleti de vardi. Taht sehri Istanbulda bulunan Mekteb-i Sultanide (Galatasaray Lisesi) edebiyat ögretmenligi yapan Monsieur Jueryye mektup yazip, kendisini bir Türk spor adamiyla tanistirmasini istedi. .

    M.Juerynin aklina gelen ilk isim; Mühendishane-i Hümayunda (Istanbul Teknik Üniversitesi) cimnastik ve eskrim ögretmenligi yapan Selim Sirri bey oldu. Her hafta Büyükadada birlikte idman yaptiklari bir spor ögretmeni ve spor asigiydi Selim Sirri bey. Istanbula gelen Baron Pierre de Coubertini Beyoglundaki ünlü Tokatliyan Otelinde Selim Sirri bey ile bir aksam yemegi sofrasinda bulusturdu. Baron bu bulusma sirasinda hiç zaman kaybetmeden hemen konuya girdi:

    -“Dostum M.Juery sizin spor meraklisi oldugunuzu bana söyledi. Ben de çocuklugumdan beri spora asik bir insanim. Fransa ve Ingilterede üniversite ögrenimimi tamamladiktan sonra kendimi, bütün servetimle birlikte spora vakfettim. Bir çok eserler yazdim, konferanslar verdim. Asirlardan beri unutulmus olan Olimpiyat Oyunlarini yeniden canlandirmak için girisimde bulundum. Oldukça büyük bir servetim var. Bunu bu idealimin gerçeklesmesi yolunda harcamaktayim. 1896dan beri bu yolda büyük çaba göstermekteyim. Avrupanin bir çok ülkesine giderek, oranin saygin kisilerinden kendime temsilciler seçtim. Onlar benim, kendi ülkelerindeki elçilerimdir. Bu elçiler kendi olimpiyat komitelerini kurarak her dört yilda bir Avrupa veya Amerika sehirlerinden birinde yapilacak Olimpiyat Oyunlarina, amatör gençlere lisans vererek göndereceklerdi. Lütfen uygun görürseniz, Osmanli Devletindeki elçiligi kabul etmenizi rica edecegim.

    Baron Pierre de Coubertinin konusmasini hayranlikla dinleyen Selim Sirri bey, kendisine yapilan teklif karsisinda çok duygulandii. Ancak, koyu bir baski rejiminin hüküm sürdügü ülkede degil bir cemiyet kurmak, iki kisinin bas basa verip konusmasi dahi mümkün degildi. Böyle bir cemiyet kurma yolunda yapilacak en küçük bir girisim dahi insanin basina pek büyük isler açabilirdi. Selim Sirri Bey derin bir üzüntü ve utanç duydu. Fakat yine de gerçegi anlatmaktan kendini alamadi. Ömür boyunca türlü engellerle karsilasmis ve büyük mücadeleler vermis olan Baron Pierre de Coubertin, ona hak verdi.

    Fakat ayrilirlarken;

    -“Siz yine de benim temsilcim olunuz Selim Sirri bey dedi ve sözlerini söyle tamamladi:

    -“Ileride bir gün hükümetiniz cemiyet kurulmasina izin verirse, siz de Milli Olimpiyat Komitenizi kurarsiniz

    Ve dostça bir hava içinde ayrildilar

    Tokatliyan Otelindeki bu konusmanin üzerinden bir yil geçmeden ülkemizde Mesrutiyet ilan edildi. Selim Sirri bey, vatandaslara dernek kurma serbestisi taniyan Mesrutiyetin ilanini Baron Pierre de Coubertine bir mektupla müjdelerken, Milli Olimpiyat Komitesini kurma girisimine geçtigini de bildirdi. Nitekim çok geçmeden, Osmanli Olimpiyat Cemiyeti adi altinda gelecegin Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi kuruldu. Artik Türkiye, dünyanin bu en büyük spor söleninde sporculari tarafindan temsil edilebilecekti. Bu önemli olay, Türk spor tarihinde bir dönüm noktasiydi.

    Olimpizm öldü, Samaranchizm büyüdü

    Modern olimpiyatlarin kurucusu Coubertinin felsefesiyle, tam 21 yil IOCnin patronlugunu yapan Samaranchin felsefesi arasinda daglar kadar fark var. Ilk yillarda amatörlük, katilim ve yarisma önemliydi. 80′li yillardan itibaren ise bu durum tersine döndü. Olimpiyatlar; para, profesyonellik, doping, ticaret, siyaset, reyting ve ünlü markalarla birlikte anilir oldu

    Temeli M.Ö. 6. asra kadar uzanan olimpiyat oyunlarinda birinci olan sporcuya, barisi sembolize eden zeytin dali veriliyordu. Fransiz Coubertinin modern olimpiyatlari 1896 yilinda kurmasindan sonra sampiyon sporcuya altin madalya verilmeye baslandi; fakat bu, dünyanin en büyük spor organizasyonunun tek maddi tarafiydi. Daha önceki olimpiyatlarda oldugu gibi modern olimpiyatlarda da önemli olan amatörlük, katilim ve yarismaydi. Temel felsefe, Daha güçlü, daha hizli, daha yüksege sloganini tabii kuvvetle gerçeklestirmeye çalismakti. Profesyonellige kesinlikle yer yoktu ve üzerinde herhangi bir marka bulunan sporcu yarismalara alinmiyordu. Mesela, 1948 Londra Olimpiyatlarinda altin madalya kazandigi için kendisine ödül olarak ev verilen ünlü güresçimiz Yasar Dogu, artik profesyonel sayildigi için 1952 Helsinki Olimpiyatlarina katilamamisti.

    Samaranch geldi, olimpiyat ticarilesti

    Amatörlük ön planda oldugu ve olimpiyatlar henüz sektör haline gelmedigi için bu büyük organizasyona ülkeler fazla talip olmuyordu. Bu nedenle olimpiyatlari Amerika Birlesik Devletleri, Sovyetler Birligi, Ingiltere, Fransa, Italya ve Almanya gibi ülkeler güç gösterisinde bulunmak için düzenliyorlardi. Esasinda bir sanayici olan fakat politik yönünün de kuvvetli olmasi nedeniyle uzun yillar Moskova Büyükelçiligi görevinde bulunan Ispanyol Antonio Samaranchin 1980 Moskova Olimpiyatlari sirasinda IOC Baskani olmasiyla olimpizm felsefesi degisime ugramaya basladi. Artik olimpiyat oyunlari her geçen gün daha da ticarilesiyor ve bütün ülkelerin talip oldugu bir sektör haline geliyordu. Bunda televizyonun da çok büyük etkisi oluyordu tabii.

    Doping, para, rekor

    Samaranchtan sonra önemli olan katilmak degil, kazanmak olunca olimpiyat oyunlarinda televizyonlarin, sponsorlarin ve dopingin etkinligi hizli bir sekilde artmaya basladi. Herkes kazanmak, daha çok kazanmak istiyordu. Büyük sermaye gruplari sponsor olabilmek için, sporcular sampiyon olabilmek için, televizyonlar reyting için, ülkeler de bayragini göndere çektirebilmek için mücadele ediyordu. IOC ise bir sporcunun baska bir ülke adina yarismasina izin veriyor, dopingle mücadele konusunda da geç kaliyordu. Ve maalesef ki rekorlarin bir kismi dopingli sporcular tarafindan kiriliyor ve yine maalesef ki bu rekorlar tescil ediliyordu. Simdilerde IOC çevrelerinde, dopingle gerektigi gibi mücadele edilmedigi o dönemdeki rekorlarin iptal edilmesi tartisiliyor.

    Ticari açidan zarar etmeyen ilk olimpiyat da Samaranch dönemine denk geldi. 1984 Los Angeles Olimpiyatlari, televizyon ve reklam girdilerinden dolayi gelir— gider dengesini kuran ilk organizasyon oldu. Artik bu büyük organizasyona talip olan kent sayisi artiyordu. Antonio Samaranch, göreve geldikten sonraki ilk olimpiyat oylamasinda memleketi lehine lobi çalismalari yapti ve 1992 Olimpiyatlari Barcelonaya verildi. 1988 Seul Olimpiyatlari kâra geçen ilk organizasyon olmustu ama Barcelona Seulü solladi. Sebep, profesyonel sporculara ilk kez izin verilmesiydi. Mesela, daha önceki olimpiyatlara katilmalarina kesinlikle izin verilmeyen NBA yildizlari, ilk kez Barcelonada yarismalara katildilar. Bunca olandan sonra garip olan bir örnek var. Bütün branslarda profesyonel sporcular olimpiyatlara katilirken, boks istisna tutuluyor. Mesela, dünya sampiyonu boksörümüz Sinan Samil Sam, 1999 Dünya Sampiyonasindan sonra profesyonel olup Almanyanin yolunu tuttugu için Sydney 2000 Olimpiyatlarina katilamadi.

    Rüsvet ve skandal diz boyu

    Olimpiyatlar ticari bir boyut kazaninca talip olan kentlerin sayisi da, IOC üyelerine verilen rüsvetler de hizla artti. Dört yil öncesine kadar aday kentlerin lobicilik faaliyeti adi altinda IOC üyelerine rüsvet teklif ettikleri biliniyordu ancak hemen her kent bu tür girisimlerde bulundugu için Kral çiplak diyen çikmiyordu. Samaranch dönemindeki yolsuzluklarin iplik yumagi gibi sökülmesini, 2002 Kis Olimpiyatlarini Salt Lakein kazanmasini saglayan ABD Olimpiyat Komitesi Baskan Yardimcisi Dave Johnsonun yasak iliskide bulundugu ve sonra da terk ettigi bir kadin sagladi. IOC eski Asbaskani Isviçreli Marc Hodlerin, Salt Lakein üyelere 100′er bin dolar ve çocuklarina 400 bin dolar burs verdigini dogrulayarak isin içine Atlanta 96, Nagano 98 ve Sydney 2000′i dahil etmesi olimpizmi temelden sarsti ve aday kentlerin kaz gelecek yerden tavugu esirgemedikleri ortaya çikti.

    Bu açiklamalardan sonra Salt Lakeden rüsvet aldiklari belirlenen Malili Maline Keita, Ekvatorlu Agustin Arroyo, Kenyali Charles Mukora, Sudanli Abdel Gadir, Silili Sergio Santander ve Kongolu Jean Claude Ganganin üyelikten ihraç edilmeleri kararlastirildi. Salt Lakeden 2 bin dolar degerinde tabanca (150 dolardan pahali hediye almak ve vermek yasak) aldigi söylenen IOC Baskani Samaranch da söylentileri dogruladi ancak tabancanin rüsvet degil, hediye oldugunu belirterek istifa etmedi.

    Samaranch Sydneye ses çikarmadi

    Salt Lakedeki yolsuzluklarin benzeri, 1998 Kis Olimpiyatlarini organize edecek olan Japonyanin Nagano kentinde de patlak verdi. Bazi üyelere rüsvet verildigi ve geysa sunuldugu iddia edildi. Ardindan Sydney 2000′deki yolsuzluklar da ortaya saçildi. 1997 yilinda Monte Carloda yapilan oylamada Pekine karsi 45—43 üstünlük saglayan Sydneyin, oylamadan bir gün önce Kenyali ve Ugandali iki üyeye toplam 70 bin dolar rüsvet verdigi iddia edildi. Avustralya Olimpiyat Komitesi Baskani John Coetes, bu iddialari dogrulayarak Ancak bu sadece her iki ülkede sporu finanse etmek içindi. Bu para rüsvet niteligi tasimiyordu dedikten sonra Sadece biz vermedik. Diger adaylar belki de bizden daha fazla verdi diyerek yolsuzluklara yeni bir boyut kazandirdi. John Coetes, Atlanta 96 adaylik komitesi de oy satin almak için seferberlik baslatmisti, fakat hep hasir alti edildi. 1992 Barcelona ve 1988 Seul Olimpiyatlarinda da öyle. Rüsvet simdiye kadar gelenek haline gelmisti. Herkes simdi uyandi seklinde konusarak suçlarini azaltmaya çalisti. Bu itiraflara ragmen 2000 Olimpiyatlarina az bir süre kaldigi için Sydneyin evsahipligi iptal edilmedi.

    Son skandal: Pekin 2008

    1980 yilinda Moskovada bayragi devralan ve yine Moskovadaki IOC Genel Kurulunda baskanligi birakan Antonio Samaranchin son icraati ise 2008 Olimpiyat Oyunlarinin Pekine verilmesi oldu. Oysa Çin, insan haklari ihlalleriyle sürekli dünya gündeminde idi. Çin aleyhtari Tibetlilerin sürekli gösteri yapmasina ragmen bu ihlaller IOCnin gündemine kesinlikle gelmedi. Çünkü, 1 milyar 250 milyonluk nüfusuyla Çin, dünyanin en büyük pazariydi. Üstelik aç olan bir pazardi. Olimpiyatlari finanse eden Coca— Cola ve McDonalds gibi büyük sermaye gruplari, evsahipliginin israrla Pekine verilmesini istiyorlardi. Sonuçta istenen oldu ve geçtigimiz hafta yapilan oylamada 2008 Olimpiyatlari Pekine verildi. Pekin, rakipleri Paris, Toronto, Istanbul ve Osakaya çok büyük fark atti. Bu sonuçla Çinin globallesme süreci de hizlanmis oldu.

    Rogge: Bayragi daha ileriye götürecegim

    Olimpizm ruhunu öldürücü icraatlara imza atan Samaranchin Moskovadaki IOC Genel Kurulunda 21 yillik görevini birakmasindan sonra yeni baskan belli oldu. Samarancha yakinligiyla bilinen Belçikali Jacques Rogge, bes adayin arasindan siyrilarak IOCnin koltuguna oturdu. Görevini eski baskandan devraldiktan sonra kisa bir tesekkür konusmasi yapan Rogge, Bana bu görevi veren herkese tesekkür ederim. Hedefim, Samaranchtan aldigim bayragi daha da ileriye götürmek dedi.

    Fair-Play

    21 yüzyıl da dünya sporunda fair-play kelimesi ön sırayı almıştır. Kısaca sporda centilmenlik diyebiliriz. Sportif yarışmalarda bireyin kendi egoizmalarını aşarak, özveriyle doğrudan ödün verme becerisidir. Sporu yapanlarda seyredenlerde hareketlerini ahlak kurallarına ve olimpizm felsefesine uygun oalrak düzenlemelidirler. Bunu için küçük yaştan itibaren fair-play davranışını benimsemeli, olimpizm felsefesini kavramalıdırlar.

    Gunumuzde SPOR yasamimizin fevkalade onemli bir unsuru haline gelmistir. Agir kosullar altinda yasam mucadelesi veren bireyler, ekonomik sorunlarin yarattigi bunalimlari berteraf etmek, medeni aletlerin yarattigi ataleti, statik yasami bir olcude harekete donusturmek ve en onemlisi kentlerin ve sanayinin yarattigi sagliga zararli ortamdan kurtulup dogayla kucaklasabilmek icin bireyler SPOR yapma aliskanligini benimsemeye baslamislardir. Bu durum ayni zamanda insanlarin Sportif yarismalara ilgisini arttirmistir, Bu durumda onemli olan SPORun tam anlamile bilinmesi, taninmasi geregidir. Bilimsel olarak hazirlanmis kurallar dahilinde yapilan ve insan saligina yararli her turlu beden hareketine SPOR diyoruz. Bu aktivite bireysel olarak yapilabildigi gibi, yarismalar selinde de gerceklestirilebilinir. Spor yapmak bir sevgi isidir ve bir yasam bicimidir ve bu boyle oldugu muddetce bireye ve yasadigimiz ortama yararlidir. Evet cagimizda insanlar SPORu sevmektedirler, imkanlarin el verdigi sekilde spor yapmaktadirlar ve yarisma biciminde gerceklestirilen sportif aktiviteleri yakindan takip etmektedirler. Ancak cocukluk cagindan itibaren hakiki anlamda SPORun egitimini yaptirmadigimiz icin, bunun ulvi anlamindan zaman zaman uzaklasilmaktadir. Spor egitiminde kullanilacak en onemli dusunce tarzi muhakkak ki OLIMPIZMdir. Modern Olimpiyatlarin babasi addedilen BARON PIERRE DE COUBERTIN bakin 1894 yilinda bu organizasyonu baslatmak isterken ne diyor, olimpizm felsefesini nasil izah ediyor:

    INSANLARIN BIRBIRLERINI SEVMELERINI ISTEMEK UTOPIK BIR DUSUNCE OLABILIR. ANCAK GENCLERIMIZI DORT YILDA BIR, BIR ARAYA GETIREBILIRSEK, BIRBIRLERINI SAYMALARINI SAGLIYABILIRIZ. BU SEKILDE ARZU EDILEN BARIS ICINDE YASAYAN BIR DUNYAYA KAVUSURUZ.

    Bu ifadeden anlasilacagi uzere Spor insan sagligina yararli olmasi kadar, bu fani dunyada "BARIS KARDESLIK VE DOSTLUK" ortamini yaratmak icin bir arac olarak kullanilmasinin onemli oldugudur. Nitekim birlesmis milletler, Olimpizmin yuzuncu yildonumu olan 1994 yilini tum ulkeler icin DOTLUK, KARDESLIK, BARIS VE OLIMPIK DUSUNCE SENESI ilan etmis ve ihtiyacimiz olan bu ortami saglamaya calismistir. Bu da saglikli yasam icin fevkalade onemli bir faktordur, peki gunumuz insani Sporu boyle algilayabiliyor ve bilhassa Spor sevgisini, sportif yarismalari takip ederken veya fiilen katilirken Olimpizm felsefesini uygulayabiliyor mu? Maalesef buna tam manasile EVET diyemiyoruz. Asiri sevgi ve tutku gunumuz insaninin hislerini frenleyememesine neden oluyor ve FANATIK yapiyor. Bu durumda spor arac olmaktan cikiyor, amac oluyor. Her nepahasina olursa olsun kazanmak, galip gelmek arzusu cesitli uzucu olaylarin meydana gelmesine sebep oluyor. Her konuda oldugu gibi asiri tutku yasami tehdit ediyor. Bu konuda cesitli ornekler verebiliriz. Bu durum Sporun kendisinden kaynaklanmamaktadir. Gunumuz ekonomik kosullarinin agirligi, turlu politik ve sosyal baskilarin yeni hastaligi "STRES" bireyleri spor yaparken veya sportif organizasyonlari izlerken SIDDET olaylarina kalkismasina neden olmaktadir. Bir de buna fanatik bicimde taraf tutma eklenince, ozellikle futbolda musahade ettigimiz, ne yazik ki baska sporlarda intikal eden uzucu olaylar meydana gelmektedir. Tekrar ediyorum; OLIMPIZM irk, din, dil, renk ayricaliklarini rededer ve sporu amac olarak degil, arac olarak insanlarin mutlulugu icin kullanir.

    FANATIZMi ve SIDDET OLAYLARINI yok etmek istiyorsak Spor sevgisini bu cerceve dahilinde kucuk yastan bireylere asilamali, ogretmeliyiz. Bu bir egitimdir ve en buyuk yardimcimiz da yazili ve goruntulu basin olacaktir. Ne var ki, bilhassa ulkemizde onlarin da bu konuda egitilmeleri gerekmektedir.

    Atatürkün katkisi büyük

    Osmanli Milli Olimpiyat Komitesi, savas yillarinda çok zorlu dönemler geçirmistir. Almanlarin 1. Dünya Harbini çikarmalari ve Osmanlinin da savasta onlarin yaninda yer almasi ile Osmanli Milli Olimpiyat Komitesi de askiya alinmistir. 1921 yilinda yeni bir yapilanmaya gidildi ve yeniden uluslararasi komite tarafindan kabul edildi. Ancak bu kez ismi Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi olarak tescil edildi. Bu dönemlerde en büyük destegi veren kisi Atatürk olmustur. Onun o günlerde yaptiklarini ve söylediklerini biz bugün yapamiyoruz. Bunu da belirtmeliyim. Bugünkü gençlerin pek bilmedigi bir konuyu da belirtmekte yarar var. Kurtulus Savasindan sonra ülkemiz sifirdan varolma mücadelesine girismisti. Böylesine zorlu bir dönemde Atatürk, örtülü ödenekten 17 bin lira vererek 1924 Paris Olimpiyatlarina katilmamizi saglamisti. Böylece ülkemiz daha önce kisisel katilimlarla temsil edilse bile ilk defa resmi olarak olimpiyat oyunlarina katilma olanagi bulmustu. O tarihten bu yana Moskova 80 haricinde tüm oyunlara katildik.

    Büyük savaslardan çikmis; isgale ugramis, yanmis yikilmis bir ülkede “Milli Mücadeleyi “Büyük Zaferle sonuçlandirip tarihe yeni bir Türk Devleti armagan etmisti. Ülke perisan,

    devlet fakirdi. Cumhuriyet henüz bir yasini bile doldurmamisti. Fakat. O, genç Türkiye Cumhuriyetinin spor dünyasinin en büyük gösterisi olan 1924 Paris Olimpiyat Oyunlarinda temsil edilmesini yürekten arzuluyordu. Baskanlik ettigi hükümet toplantisinda Olimpiyat Oyunlarina katilmak için tahsisat çikartti, altina ilk imzayi kendisi atti.

    Çünkü O, “Olimpiyat ve “Olimpizm kavramlarini da en iyi bilendi. Bugün bütün spor dünyasi “Fair Play üzerinde önemle durmaya basladi. Oysa O, daha 1930lu yillarda diyordu ki: “Ben sporcunun zeki, çevik ayni zamanda ahlaklisini severim.