Nurullah Ataç Hayatı ve Çalışma Hayatı Hakkında Bilgi

'Biyografi' forumunda EyLüL tarafından 15 Nis 2012 tarihinde açılan konu

  1. Nurullah Ataç

    Doğum 21 Ağustos 1898 İstanbul
    Ölüm 17 Mayıs 1957 İstanbul
    Meslek Deneme yazarı, şair, eleştirmen
    Nurullah Ataç, Türk eleştirmen, denemeci, şair ve yazardır. Verdiği yapıtlar sınırlı alanlarda olduğundan Türk yazarlar arasında sayılır şairlerden biridir.Başarılı bir bürokrat olan babası Mehmet Ata Beydir. Babasının yabancı dilden çevirileri bulunmakta. Bunlar arasında en önemlisi Hammer’in Osmanlı Tarihidir. Deneme ve eleştiri dışında öykü ya da roman tarzı eser vermeyen nadir yazar, şairlerdendir.

    HAYATI
    EĞİTİM HAYATI

    İstanbul doğumlu Nurullah Ataç ilkokul hayatından sonra Galatasaray Lisesinde 4 yıl okudu. Fransızca dilini lise yıllarında ve büyük ölçüde kendi çabasıyla öğrendi. Lise hayatından sonra İsviçre’de eğitim hayatına devam eder Nurullah Ataç babasının vefatı üzerine yurda geri dönüş yapar. İstanbul Üniversitesinde eğitimine devam eder ancak tamamlayamaz. Fransızca öğretmeni olarak çeşitli okullarda öğretmenlik yapar ve babası gibi çeviri alanında eserler verir. 1940’lı yılların ortasından itibaren Cumhurbaşkanlığı çevirmeni olarak çalışma hayatına devam eder.1926 yılında Leman Ataç ile evlenir. Bu evlilikten bir kız çocukları olur. Kızları Meral Ataç kendi de bir kitap yazarak babasının hayatından kesitler verir. Kitabını Babam Nurullah Ataç adıyla yayımlar.

    ÇALIŞMA HAYATI

    Nurullah Ataç çeşitli gazete ve dergide yüzün üzerinde yazılar yayımlar. Yazıları daha çok tiyatro eleştiri alanında olup deneme alanında da örnekler vermiştir. 1955 yılında eşinin vefatı üzerine daha önce teşhisi konulan hastalıklarının üzerine karaciğer ve böbrek rahatsızlıkları da başlar ve 17 Mayıs 1957 yılında İstanbul Numune Hastanesinde hayata gözlerini yumar. Ölümünden sonra birçok yazın ve sanat dergisinde kendisi için özel sayı çıkartılmıştır ve hakkında 2 kitap hazırlanmıştır. Bunlardan ilki 1959'da Tahir Alangu'nun hazırladığı Ataç'a Saygı isimli, O'nun için yazılmış yazıların derlendiği bir kitaptır. İkincisi ise, Türk Dil Kurumunun 1962'de Ankara'da çıkardığı Ataç isimli kitaptır

    SANAT HAYATI

    İlk şiirlerini 1921 yılında Yahya Kemal Beyatlı’nın yönettiği Dergâh dergisinde yayımlar. Daha sonra sadece eleştiri ve deneme alanında eser verir yazarımız. Fransız, Latin ve Rus edebiyatından çeviriler yaparak yayımlanmalarına katkıda bulunur. Eleştiri alanında verdiği eserler ve yayımladığı yazılar ile izlenimci eleştirinin edebiyatımızdaki ilk örneklerini sunar. Denemeleri Türk Dili, Varlık, Yedi gün, Ülkü, Seçilmiş Hikâyeler dergilerindedir.

    Şiir dışında ise yazı hayatına eleştiri ile başlayan Nurullah Ataç yine ilk yazısını Dergâh dergisinde Türk Tiyatrosunda İlk Göz Ağrısı tiyatro eleştirisiyle yayımlar. Ataç, tiyatro eleştirisi ile ilgili yazılarını Dergâh ve Akşam dışında Hâkimiyet-i Milliye, Milliyet, Son Posta, Haber-Akşam Postası, Ulus, Son Havadis gazetelerinde ve Hayat, Darülbedayi (Türk Tiyatrosu), Yeni Adam, Ülkü dergilerinde yayımlamıştır. Bu gazete ve dergilerde 36 yıl boyunca tiyatro alanında 125 eleştiri yazısı yayımlar. Bu yazılarını yayımladığı kitaplarında asla bulundurmamıştır. Yazılarında Türk tiyatrosunun gidişatına çok katkıları bulunmuştur, batı tiyatrosuna da olan bilgisi ve yeterliliği ile halkın ve oyuncuların tiyatro alanında daha da ilerlemesi için çaba harcamıştır. Yazılarında kullandığı dil açısından ise her zaman yalınlaşma ve özleştirme savunucu olmuştur.

    TÜRKÇE'YE KATKILARI VE GÖRÜŞLERİ

    Türkçeyi düzgün kullanmaya özen göstermiş ve yabancı kelimeler kullanımında keskin hatlarla sınırlar belirlemiştir. Yabancı sözcük kullanmayışını dille düşünce arasında dolaysız bir ilişki olduğu, somut düşünme geleneğinin doğabilmesi için kavramların saydam, hangi kökten geldiklerinin anlaşılır olması gerekliliği ile vurgulamıştır. Latince, Grekçe, Farsça, İngilizce, Arapça gibi yabancı dillerin eğitimini zorunlu kılmak başarılamayacağına göre, bunlardan alınan sözcüklerin Türkçeleştirilmesinden geçer: ‘’Uydurma dil dediler mi, bir şey söylediklerini sanıyorlar. Söyleyeyim ben size; Bu uydurma sözünü, Türkçecilik akımına karşı bir silah diye kullanmaya kalkanlardan ne dediğini bilen, şöyle gerçekten düşünerek konuşan bir tek kişi tanımıyorum. Evet, uyduracağız, bizim yaptığımız, uydurduğumuz kelimeler de yavaş yavaş halka işleyecek, eski Arapça, Farsça kelimelerin işlediği gibi. Onların yerini tutacak ‘’ demiştir. Bazı yazılarında saf Türkçe kullanımdan dolayı anlaşılmaz olarak yargılanmıştır. Onu eleştirenler arasında Attilâ İlhan, Halit Fahri Ozansoy gibi isimler vardır. Yazı diliyle konuşma dili arasındaki uçurumu kapatma çabasının bir parçası olarak özgün Türkçeyi ve devrik tümceyi kullanmasıyla döneminin yazarlarını da, daha sonraki kuşakları da etkilemiştir. Yine bir sözünde: ‘’Oysaki ben, öz Türkçe için nice kazançları teptim, rahatımı kaçırdım, üzdüm kendimi, adımı deliye çıkarttım. Hepsi de ne dediklerini bilmez, kafalarına düşüncenin gölgesi bile girmemiş birer alıktır bana deli diyenler. Öz Türkçeye özenişim de duygularımın etkisiyle değildir. Latince, Yunanca öğretilmeyen bir ülkede tek doğru yolun, tek usul (akla uygun) yolun öz dile gitmek olduğunu düşüncemle anladım da onun için o yolu buldum.’’ demiştir.