Nazan Bekiroğlu Kimdir Hayatı Hakkında Bilgi

'Biyografi' forumunda EyLüL tarafından 16 Nisan 2012 tarihinde açılan konu



  1. Nazan Bekiroğlu

    Doğum 3 Mayıs 1957/Trabzon
    Meslek Yazar, akademisyen
    Nazan Bekiroğlu; Türk yazar ve akademisyen. 3 Mayıs 1957 günü Trabzon'da doğdu. Sanatkar duruşunun ve akademik kişiliğinin gelişmesinde hocası Orhan Okay'ın tesiri büyüktür. 1997 yılından beri hikâye, deneme, roman ve incelemelerini kitaplaştırarak yayımlamaktadır. 2006 yılında Cam Irmağı, Taş Gemi adlı hikâyesiyle Türk Yazarlar Birliği hikâye ödülü'nü almıştır. Halen Zaman gazetesinde Kültür-Sanat sayfasında köşe yazıları yayımlanmaktadır.


    AİLE HAYATI

    1957 yılında Trabzon’da doğan Nazan Bekiroğlu, edebiyata ilgi duyan bir ailenin üç çocuğundan en küçüğüydü. Babası, “Hedef” adlı mahallî bir gazetenin sahibiydi ve edebiyatın yanı sıra Osmanlı tarihine de ilgisi vardı. Bekiroğlu “güzele ilgi duymayı ” babasından öğrenmiştir. Okumayı, kendisine sevdiren babasıdır. Nazan henüz 14 yaşında iken babasını kaybetti. Babası, “İçinde Bir Sızı Var” adlı hikâyesinin de kahramanı olmuştur. Evli ve iki çocuk annesidir.

    EĞİTİM HAYATI

    Nazan Bekiroğlu ilk, orta ve lise tahsilini doğum yeri olan Trabzon’da tamamladı. Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Dört yıl lise öğretmenliği yaptı. 1984 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne öğretim görevlisi olarak geçti.

    ÇALIŞMA HAYATI

    Prof. Dr. Orhan Okay yönetiminde sürdürdüğü “Halide Edip Adıvar’ın Romanlarının Teknik Açıdan Tahlili” adlı çalışmasını tamamlayarak 1987’de “doktor” oldu. 1995 yılında da “Nigâr binti Osman’ adlı çalışması ile doçent oldu. İlmî çalışmalarını “Şair Nigâr Hanım” (1998), “Halide Edib Adıvar” (1999) başlığı ile yayımlamıştır. Halen aynı fakültede bölüm başkanı olarak görev yapmaktadır.

    EDEBİ HAYATI

    Mustafa Kutlu’dan teknik anlamda geleneğe yaslanması yönünden etkilenir. Sezai Karakoç’tan geleneğin dönüştürülerek bugün nasıl kullanılabileceğini öğrendiğini söyler. Şiir, hikâye ve incelemeleri Dolunay, Türk Edebiyatı, Millî Kültür, Kayıtlar, Yedi İklim ve Dergâh mecmualarında yayımlanmıştır. Bekiroğlu, Türk Edebiyatı dergisi röportaj yazarı Belkıs İbrahimhakkıoğlu’na verdiği bilgilerle, kendisini ve hikâyeleriyle şiirlerini şöyle anlatmıştır:

    Doğduğu tarih (3 Mayıs), ruh dünyası ve ardından şiir ve hikâyelerinde hep yer almıştır. Altı yaşına kadar oturdukları, konak yavrusu denilebilecek büyük evde yaşadıkları, hikâyelerinin şuur altı malzemesini hazırlamıştır, “Çini dolap tutamakları, billur kapı kollan, vitraylardan süzülen efsunlu hava, kapı yanında açan filbahri çiçekleri, taş duvarlardan fışkıran yabani incir dalı, kocaman halının göbeğine düşen san ikindi güneşi, geceleri yatağa uzanan dalga sesleri ve bu seslerle karışan martı çığlıkları.” Bütün bunların izdüşümleri daha çocukluk yıllarında sanatkâr ruhunu yoğuran dünyanın temelini teşkil etmişlerdir. On dört yaşında babasının vefatıyla beraber ailenin ekonomik ve sosyal rengi değişir. Konaktan apartman dairesine geçiş, yazarın içe dönük ruh yapısının teşekkülünde ve duyarlılığının şekillenmesinde etkili olmuştur. Daha sonra yüksek tahsil için aileden uzaklaşması ve bakışlarını dış dünyaya çevirmesi, Anadolu’yu ve Anadolu insanını tanımasını sağladı.

    Öğrencilik yıllarında halk edebiyatı ve Orta Asya estetiğinin peşinde idi. Bunu bir ölçüde ilk hikâyelerine de yansıttı. Gerek sanatkâr, gerekse akademik kişiliğinin gelişmesinde hocası Orhan Okay’dan teşvik ve destek gördü. Kendi ifadesi ile, kendini asıl buluşu mezuniyet sonrası yıllarda gerçekleşir. 1979 yılında apartman dairesinden tekrar eski, müstakil ve bahçeli bir eve taşınırlar. Böylece Nazan Bekiroğlu, ruhunu harekete geçiren atmosfere yeniden kavuşur. Daha sonra bir İstanbul seyahatinde hayatına Osmanlı ve Topkapı Sarayı girer ve bu saray giderek, âdeta bir tutkuya dönüşür. Ama onu çeken Osmanlı’nın zaferleri ya da yenilgileri değildir. “Saray”ı özellikle insanî yanı ile yakalamaya çalışır. Bir zamanlar Tanpınar’ın etkisinde kaldığını ancak şu anda bu etkiyi üzerinden attığını söyler. Hayran olduğu Dostoyevski’den insan ruhunun labirentlerini vermesi bakımından etkilenir. Oscar Wilde’ın insan ruhunun evrensel prensipler doğrultusunda ve çok sade çizgilerle hikâyeler yazmasından etkilenir. Nun Masalları döneminde Oscar Wilde gibi hikâyeler yazmak ister. Nun Masalları’nın sade görünümünde onun etkisinin olduğunu