Milli Edebiyat Dönemi

'Ansiklopedik Bilgi' forumunda ZeuS tarafından 6 Ocak 2012 tarihinde açılan konu


  1. MİLLİ EDEBİYAT

    Edebiyat ve sanat hareketlerinin yabancı etkilerden uzak bir anlayışla oluşturulmasını savunan, düşünce alanında milli kaynaklardan beslenmeyi ilke edinen şair ve yazarların oluşturduğu edebi devreye Milli edebiyat diyoruz.

    Milli edebiyatın doğuşunda Tanzimatçıların, özellikle de I.Dönem Tanzimat yazarlarının dil, edebiyat ve Türk tarihi ile ilgili olarak yapmış oldukları çalışmaların katkısı büyüktür. II. Meşrutiyetle birlikte azınlıklara bazı hakların tanınması diğer ulusların bağımsız olma isteklerini de beraberinde getirmiştir. Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesi, Girit’in Yunanistan’a katılması, Batılıların da kışkırtmasıyla Arabistan’da çıkan ayaklanmalar vb. hadiseler Osmanlıcılık ve İslamcılık akımlarını bir anlamda geçersiz kılarak Türkçülük düşüncesinin gelişmesini sağlamıştır. Bu durum bir anlamda edebiyatın ulusal bir görünüm kazanmasını da beraberinde getirir.

    Milli edebiyat akımı, genç şair ve yazarların çıkardığı Genç Kalemler, Türk Yurdu, Türk Sözü, Yeni Mecmua, Dergâh gibi dergilerde girdikleri edebiyat tartışmaları neticesinde doğmuştur. II. Meşrutiyet’in ardından Selanik’te yayımlanan Genç Kalemler dergisinde Ömer Seyfettin, Ali Canip ve Ziya Gökalp bu akımın teorisini oluşturmuştur.

    Milli edebiyatın başlangıcı olarak Ömer Seyfettin ve Ali Canip’in 1911 yılında Selanik’te çıkardıkları Genç Kalemler dergisinde “Yeni Lisan” adlı makalenin yayımlanmasını kabul edebiliriz. Bu makalede Ömer Seyfettin, dil ve edebiyatla ilgili görüşlerini ortaya koyarak Milli edebiyatın manifestosunu oluşturur.

    Milli edebiyatçılar, eski edebiyat taraftarlarını doğuyu taklit etmekle, Tanzimat ve sonrası edebiyatçılarını da batı edebiyatını taklit etmekle suçlamışlardır.I.Dünya Savaşı yıllarında güçlenip taraftar toplayan Milli edebiyat akımı, hemen her türde birçok eserin yazılmasını sağlamıştır. Eserlerde yalın bir dil kullanma, toplum gerçeklerini eserlerinde inceleyerek ulusal kaynaklara yönelme bu edebiyatın savunduğu önemli ilkelerdir.

    Milli edebiyatçıları suçlayan eski şiir taraftarı birçok yazar, özellikle de şiire Fecri Ati’de başlayan sanatçılar, daha sonra Milli edebiyatın sözcüsü olmuştur.

    1911’de başlayan ve 1923’e dek süren, hatta Cumhuriyet sonrasında da kimi yazarların devam ettirdiği Milli edebiyat akımının özelliklerini şöyle özetleyebiliriz:
    1.Bu edebiyatın ilkelerinden biri, Batı taklitçiliğinden kaçınarak millî konulara yönelmek, modern ve millî bir edebiyat ortaya koymaktır.
    2.Bu dönemde yazılan eserlerinin büyük bir kısmında Türkçülük düşüncesinin etkisi açıkça görülür.
    3. Anadolu’nun güzellikleri ve Anadolu insanı ilk kez bu dönemde eserlere konu olmuştur.
    4.Türk kültürü ve Türk tarihi incelenmemiş bir hazine olarak kabul edilmiş ve bu uğurda araştırmalar yapılmıştır.
    5.Bu akıma bağlı sanatçılar, dilde sadeleşme düşüncesini savunarak Türkçenin bağımsız, sade, yalın olması gerektiğini savunmuşlardır.
    6.Türkçede kar¬şılıkları bulunan Arapça ve Farsça sözcükler mümkün olduğunca kullanılmamıştır.
    7.Şiirde bireysel konulara yönelen sanatçılar nesirde toplumcudur. Toplumsal konuların yanında aşk konusu da ihmal edilmemiştir.
    8.Sanatçılar, “halka doğru” ilkesi gereğince “sanat toplum içindir” anlayışını kabullenmiştir.
    9.Ulusal ölçü olarak hece ölçüsünü kabul etmişler, halk şiiri nazım şekillerini kullanmışlar.
    10.Sanatçıların verdiği eserler genellikle realist özellikler gösterir.
    UYARI:
    Milli edebiyatın gelişmesinde gazete ve dergilerin yanı sıra bazı derneklerin de önemli katkıları olmuştur. Sözkonusu yayın ve kuruluşlardan bazıları şunlardır:

    Dergiler:Çocuk Bahçesi, Genç Kalemler, Türk Yurdu, Halka Doğru, Türk Sözü, Yeni Mecmua, Dergâh, Türk Derneği (derneğin yayın organı),
    Dernekler:Türk Ocağı Cemiyeti, Türk Yurdu Cemiyeti, Türk Derneği Cemiyeti, Türk Bilgi Derneği,Şairler Derneği




    Son Dönem Fikir Akımları

    19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğunda, Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Türkçülük, Âdemi Merkeziyetçilik ana başlıkları altında toplanabilecek fikir akımları görülür. Bu akımları savunanların ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba sarf etmiş olmalarıdır.
    Osmanlıcılık
    Osmanlıcılık, İmparatorluğun içindeki tüm etnik grupları "Osmanlılık" çatısı altında birleştirmeyi amaçlayan bir düşüncedir. Bu çatı altında bir "Osmanlı Milleti" oluşturularak devletin içinde bulunduğu kargaşa ortamından az da olsa kurtarılması amaçlanmıştır. "Osmanlıcılık" fikrinin ana programı şu şekilde özetlenebilir: “Bütün Osmanlılar hukuken eşittir. Hukuk ve hürriyetleri teminat altına alınmalı, toplum zulümden kurtarılıp, ezel" ve beşer" olan adaletle mazhar edilmelidir. Bütün Osmanlı vatandaşları vatan sevgisi ile birleştirilmelidir. Bu maskadın sağlanması için meşruti idare getirilecektir. Bu maksatların elde edilmesi için şiddet yoluna başvurulmamalı, fitne çıkarılmamalı ve ikna metoduyla çalışılmalıdır.”
    İslamcılık
    İslamiyet, Osmanlı İmparatorluğu üzerinde kuruluşundan beri önemli bir etkiye sahip olmuştur. Fakat "İslamcılık" adıyla ortaya çıkan düşünce akımının amacı ve işlevi farklıdır. İslamcılık, yoğun olarak II. Abdülhamit döneminde tartışılmıştır. II. Abdülhamit, İslamcılık politikasıyla Balkanlardaki "Panslavizm”i etkisiz hale getirerek, milleti bu çatı altında toplamak istemiştir.
    İslamcılara göre, Osmanlı İmparatorluğu bir çöküş süreci yaşamaktadır. Bunun sebebi, Batıcıların ileri sürdüğü gibi İslamiyet'ten kaynaklanmamaktadır. İslamcılar, Batı'nın Osmanlıdan ileride olduğunu kabul etmişler, Batı'nın tekniğinden yararlanılması gerektiğini savunmuşlardır. Buna karşılık Batının ahlak ve maneviyat bakımından zayıf olduğunu ileri sürerek batı taklitçiliğine karşı çıkmışlardır. Batının saldırılarına karşı ancak İttihadı İslam (İslam Birliği) ülküsüyle karşı durulabileceği fikri savunulmuştur.
    Türkçülük
    Türkçülük düşüncesinin sistemli bir halde savunulması II. Meşrutiyet döneminde olmuştur. Özellikle Balkan Savaşı'ndan sonra Osmanlıcılık akımının başarısız olmasıyla ortaya çıkan ideal boşluğunu dolduran Türkçülük akımının amacı, genel hatları ile şu şekilde özetlenebilir:
     “Osmanlı bayrağı altında bilinçsiz bir şekilde yaşayan Türkleri milli bir duygu ile bilinçlendirmek, milliyetini idrak ettirmek. Türk milletini İslam toplumuna kuvvetli bir unsur olarak yeniden sokmak, aynı zamanda sarsılmış olan Osmanlı Saltanatının dayanaklarını yeniden güçlendirmek. Modernleşmek; ancak körü körüne bir Batı taklitçiliği içine girmemek.”
    Bu akım taraftarları bunların yanı sıra siyasal bağımsızlığın sağlanması için, önce kültürel bağımsızlığın sağlanması gerektiğini ifade ederek, dili sadeleştirmeye, tarih bilincini aşılamaya çalışmıştır. Bunların gerçekleştirilmesinden sonra Asya’daki Türkleri de içine alan büyük bir Turan devleti kurma amacı gütmüşlerdir. Türkçülük, dil, tarih ve edebiyat alanında milli şuurun yerleşmesine yol açmış, dil sahasında tasfiyeciliğeöztürkçeçiliğe kadar varan bir sadeleşmeye sebep olmuştur.
    Batıcılık
    Tanzimat'tan sonra, devleti kurtarmak ve modernleştirmek amacıyla ortaya çıkan fikir akımlarından biri de garpçılıktır(Batıcılık). Bu fikir, ıslahat hareketlerinin başlaması ile birlikte tartışılmaya başlanmıştır. I. Meşrutiyet, Batılılaşma hareketlerinde bir dönüm noktasıdır. Bu akımın etrafında toplananlar, fikirlerini çoğunlukla "İçtihad" dergisinde dillendirir. Batıcılara göre Osmanlı Devleti'nin en büyük problemi Batılı olmamaktan kaynaklanmaktadır. Dolayısı ile tek kuruluş yolu vardır, o da bu yüzyılın fikir ve ihtiyaçlarına uygun medeni bir devlet ve millet halini almak.
    Âdemi Merkeziyetçilik
    Merkezi idarenin yönetim üzerindeki yetkilerini kısıtlayarak mahalli idarelerin ve diğer unsurların da yönetimde söz alması gerektiğini savunan akımdır. Prens Sabahattin tarafından ortaya konulmuştur. Ancak bu görüş ülke gerçeklerine uygun olmadığından ve azınlıklara bağımsızlıklarının önünü açacağı endişesiyle karşı çıkılmış ve kabul görmemiştir. Prens Sabahattin’in bu düşüncesi evvelce II. Mahmut tarafından kısmen uygulanmaya konulmuş; ancak daha sonra bu düşünceden vazgeçilmiştir. Prens Sabahattin aynı zamanda serbest piyasa ekonomisini de tavsiye etmiştir.
    Milli Edebiyatın Dil Anlayışı

    Milli edebiyatçıların edebiyatımızın modernleşmesinde asıl katkısı dil alanında yaptığı yenilikler olarak göze çarpar. Bu yenilikler ilk kez 1911’de Selanik’te çıkarılan Genç Kalemler dergisinde yayınlanan Yeni Lisan adlı makalede dile getirilmiştir. Bunlara göre:

     Arapça ve Farsça dilbilgisi kuralları, tamlamalar kullanılmamalıdır.
     Terimler bilimle ilgili olduğu için Arapça ve Farsça kökenli de olsa aynen kullanılmalıdır.
     Dilimize yerleşmiş, halk tarafından benimsenmiş Arapça ve Farsça sözcükler, Türkçeleşmiş sayılmalı ve dilden atılmamalıdır.
     Gerektiğinde Türkiye Türkçesine diğer Türk lehçelerinden kelime alma yoluna gidilmelidir.
     Eşanlamlı kelimelerden Türkçe olanları tercih edilmelidir.
     Arapça ve Farsça sözcükler Türkçede söylendiği şekliyle yazılmalıdır.
     Yabancı sözcükler kendi dillerinde dilbilgisi bakımından hangi türden olursa olsun, Türkçede ne olarak kullanılıyorsa, dilbilgisi yönünden o türden sayılmalıdır.
     Konuşma ve yazı dilinde İstanbul ağzı esas alınmalıdır.
    UYARI: Tanzimat edebiyatıyla başlayan dilde sadeleşme çabalarının en somut adımı Milli edebiyat olarak kabul edilebilir. Bu anlamda Milli Edebiyatın oluşumunda Tanzimat edebiyatı döneminde yapılan tartışmaların büyük bir önemi vardır.



    Milli Edebiyatta Türler

    Şiir

     Şairler, halka doğru anlayışının gereği olarak milli kaynaklardan beslenmiştir. Böylece memleketçi edebiyat ortaya çıkmıştır.
     Bu dönemde şiir dili sadeleşmiştir. Ancak Yahya Kemal ve Mehmet Akif gibi sanatçılar şiirlerinde Osmanlıca sözcükleri sıkça kullanmıştır.
     Şiirde hece ölçüsü kullanılmakla birlikte aruzla yazan şairler de vardır.
     Halk edebiyatı örnek alınmış, bu doğrultuda halk şiiri nazım biçimlerinden yararlanılmış; hatta halk şairleri taklit edilmiştir.
     Gerek eski şiir gerek halk şiiri aşılmaya çalışılmış, yeni biçimler denenmiştir.
     Şairler, tam ve zengin kafiyenin yanı sıra, yarım kafiyeyi de kullanmıştır.
     Doğa sevgisi, yurt güzellikleri, vatan sevgisi, kahramanlık, gurbet, özlem, aşk şiirde işlenen belli başlı temalardır.
     Özellikle Mehmet Emin Yurdakul, Türkçülük düşüncesinden etkilenerek yazdığı şiirleriyle dönemin genel eğilimini yansıtmıştır.
     Beş Hececiler topluluğu önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.

    Hikâye Ve Roman

     Roman ve hikâyede daha çok yaşamın gerçeklerine, sosyal konulara yer verilmiştir.
     Eserlerde birey yaşamından, toplum yaşamına, konu bakımından da toplum gerçeklerine ve sosyal sorunlara doğru bir geçişin başladığı söylenebilir.
     Bu dönem romancıları, romanın konularını genişletmişlerse de ele aldıkları konulara derinlik kazandıramamıştır.
     Sosyal konuların yanında aşk konusu da ihmal edilmemiştir.
     Realizm anlayışı bu döneme egemen olmuş, bazı yazarlar da natüralizmden etkilenmiştir.
     Refik Halit, Yakup Kadri, Reşat Nuri, Halide Edip gibi yazarların öncülüğünde Anadolu ve Anadolu insanı edebiyata girmiş, bir "Memleket Edebiyatı" dönemi başlamıştır.
     Hikâye ve roman teknik, dil ve üslûp bakımından batı roman ve hikâyesinin seviyesine ulaşmış, eserlerde sade bir dil kullanılmıştır.
     Bu dönemin en önemli gelişmesi roman ve hikâyelerin konularının İstanbul dışına çıkarılmış olmasıdır.
     Milliyetçilik ve Türk tarihiyle ilgili konular da bu dönemde ağırlık kazanmıştır.

    Tiyatro

     1908'den sonra başlayan tiyatrodaki canlanma, bu dönemde de devam etmiştir. Özel tiyat¬roların yanında resmî tiyatrolar da kurulmuştur.
     1914’te kurulan Dârülbedayii Osmanî, aktörlüğü ciddî bir meslek olarak algılayan sanatçıları yetiştiren bir okul görünümündedir. Bu kurum aynı zamanda Türk operasının temeli sayılır. Kurumun adı, 1934’te İstanbul Şehir Tiyatrosu olarak değiştirilmiştir.
     Sanatçıların çoğu şair olduğu için manzum dramlar yazılmıştır. Abdülhak Hamit’in başlattığı manzum dram geleneğine tekrar dönülmüştür.
     Teknik açıdan olgunlaşamayan tiyatro eserlerinin en başarılı yanı, dil ve anlatımda ulaşılan olgunluktur.

    Milli edebiyat ve Milli Mücadele Döneminin Önemli Sanatçıları:

    Ali Canip
    Enis Behiç
    Faruk Nafiz
    M. Emin Yurdakul
    Orhan Seyfi Orhon
    Ömer Seyfettin
    Rıza Tevfik
    Yusuf Ziya Ortaç
    Ziya Gökalp Celal Sahir Erozan
    Halide Edip
    Halide Nusret
    Halit Fahri Ozansoy
    Hamdullah Suphi
    Refik Halit Karay
    Reşat Nuri
    Ruşen Eşref Ünaydın
    Yakup Kadri