Konyevi Hz.lerinin Hayatı

'Dini Bilgiler' forumunda Semerkand tarafından 7 Şubat 2012 tarihinde açılan konu


  1. Seyda Muhammed Konyevi (k.s)Hayatı
    Konyevi Hz.leri
    Seyda Hazretleri

    Nakşibendi Tarikatı
    Seyda Hazretleri, 1942 yılında Mardin ilinin merkezine bağlı Konaklı köyünde doğdu. Altı yaşına geldiği zaman o yıl köylerine açılan ilkokula kaydoldu. Öğrenime devam ederken aynı zamanda dayısının yanında Kuranı Kerim öğrendi. Bu esnada dayısı;
    “Seni medreseye göndereceğim dedi. Seyda Hazretleri nin okul öğretmenleri Onu öğretmen okuluna gönderme kararı verdiler. Bu zaman zarfında Seyda Hazretleri, öğretmen okulunda belki namaz- larımı aksatırım endişesiyle, bu karara karşı çıktı. Okulu bitince bir süre kendi keçilerine çobanlık yaptı.
    Seyda Hazretleri medreseye gitmeden önce, küçük yaşlarında keçileri gütmeye giderdi. Köyleri kuraklık idi, çeşmeler yoktu. Keçileri gütmek için gece yola çıkarken sabah namazını kılmak için abdest suyunu yanında götürürdü.
    Her hangi bir sebeple suyu zayi olduğu (boşa gittiği) zaman:
    “Sabah namazının abdestini nasıl alacağım diye geceyi uyumadan, hep düşünerek geçirirdi. Sabah namazını kılmak için arkadaşlarına, hayvanlarını teslim etmek suretiyle, epey uzaklıktaki köye doğru karanlıkta giderdi. Köye gelirken sabah namazının vaktinin geçmesinden, güneşin doğmasından hep endişe ederdi. Köye vardığında ise henüz sabah namazı vakti girmemiş olurdu.
    Bunların hepsinin Allah-u Zülcelalin bir ikramı, Onun bir nimeti olduğunu ifade ederdi. Bunları; kendi kemalatı olduğunu açıklamak için değil, Allahın kendi üzerindeki bir nimeti olduğunu açıklamak için söylerdi.
    Bazen camiye, cemaata giderdi. Köy halkından o yaştakiler
    arasında camiye gelen yoktu. Köyünün imamlığını yapan annesinin akrabası onun için, fazla cemaate gelmesin ona nazar değecek derdi.
    Bunlar medreseye gitmeden önce küçükken yaşadığı olaylardı. Sabahleyin erkenden kalkar, karanlıkta camiye giderdi. Çok küçük yaşta bu kadar çok ibadete düşkün olduğu için, bazı insanlar:
    “Bunu Yecüc-Mecüc kaldıracak derlerdi. O, bunları, hiç kimse ona zahiri olarak irşad yapıp, tavsiye etmediği; ona bunları anlatmadığı halde yapıyordu. Bu da gösteriyor ki, bunlar Allahın ona bir ikramıydı.
    Seyda Hazretleri, aradan bir süre geçince yanına bir yatak alarak evden kaçtı. Bir medreseye yerleşti. O günlerden bahsederken;
    “O günlerin tadı bambaşka idi. İlim ve din aşkı bizi öyle sarmıştı ki, eve geldiğim zaman, akrabalarımız, ilim ve din aşkından deli olacaksın diye üzüldüklerini beyan ederlerdi diye aktarıyor.
    Medrese yılları boyunca bütün arkadaşları ile hoş geçinmeye çalışır ve azami dikkat sarfederdi. Hocalarını da memnun etmek için var gücü ile çalışırdı. Hatta hocalarından birisinin şöyle dediği nakledilmiştir:
    “Yalnız o talebeliğin hakkını veriyordu. Seyda Hazretleri hocalarını anarken,
    “Allah onlardan razı olsun diye dua ediyor.
    Medrese arkadaşları ile çok iyi geçinmesine rağmen, birgün bir arkadaşı ile ağız kavgası yaptı. Şeran dahi arkadaşı haksız olmasına rağmen o gece herkesin uyumasını bekleyip, daha sonra gidip arkadaşından özür dilemiş ve helalleşmiştir.
    Böyle davranmasına neden olarak şu ayet-i celileyi göstermiştir;
    “Bir kimse sahibi bilcemden (birlikte olduklarından) sorulacaktır.
    Seyda Hazretleri Vanın Gürpınar İlçesinde okudu. Hocaları Seyda-i Molla Abdülbaki, Şeyh Muhammed Diyauddinin (k.s.) torunlarından Şeyh Takyed-dinin halifesi idi. Onun yanında okurken elini sırtına vurarak:
    “Maşaallah! Değil ki ay ay, gün gün ilerliyorsunuz diye, onu takdir ediyordu.
    Daha sonra hocalarından biri olan Seyda-i Molla Süleyman Banikinin yanına geldi. O, çok yaşlı idi. Hatta Şah-ı Hazne (k.s.)nin halifesi olan Şeyh Abdürrezzak da ondan ders almıştır. .
    Seyda Hazretleri bir arkadaşı ile beraber medreseden ayrılmaları icap etti. O zaman Seyda-i Süleyman Baniki onları yanına alıp evine götürdü ve çay ikram etti. Dedi ki;
    “Bugüne kadar çok talebe okuttum. Ancak hiçbirinin gidişine bu kadar üzülmedim. Siz hem talebe olarak, hem de ahlâk olarak çok başkasınız. Gidişiniz beni üzüyor. İşte hocalarını böyle memnun ederdi.
    Daha sonra birkaç hocaya daha gittikten sonra, son olarak kayınpederi Seyda-i Molla Abdüssamed Hazretleri nin yanına geldi.
    Medrese yılları esnasında bütün talebeler harmana çıkarak, zekat toplarlardı. Seyda Hazretleri okumasına devam ederdi. Ramazan ayında civar köy camilerine giderek imamlık yapıp harçlık temin ederdi. Seyda-i Molla Abdüssamed Hazretlerinin yanında yaklaşık bir sene kaldıktan sonra icazet aldı.
    Ondan sonra Allah-u Zülcelal nasip ettiğinden, Seyda-i Molla Abdüssamed Hazretleri tarafından, onun güzel ahlakı beğenildiğinden dolayı kızıyla evlendirildi.
    Seyda-i Molla Abdüssamed Hazretlerinin yanında iken icazetine iki ay kala rüyasında şöyle gördü: Şah-ı Haznenin oğlu Şeyh Alaaddinin bir elçisi, Şeyh Alaaddinin ona şöyle dediğini naklediyordu:
    “Ben filan yerdeyim, bekliyorum, acele olarak gel. İcazetini aldıktan ve kendi köyüne imam olduktan sonra, bu rüyanın işaretiyle Şah-ı Haznenin (k.s.) oğlu Şeyh Alaaddinin yanına giderek ondan tarikat aldı. Gece sekiz şartı yaptıktan sonra, sabahleyin Şeyh Alaaddin onunla bir görüşme yaparak, şöyle sohbet etti:
    “Tarikata girildikten sonra sabahleyin teveccüh yapılması uygun olur. Fakat ben hasta olduğum için teveccüh yapamadım. İnşaallah
    daha sağ olursam uzun müddet beraber olacağız.
    Daha sonra ona beşbin vird verildi. İki-üç gün çektikten sonra Şahı Haznenin (k.s.) saliklerine, hocalara şöyle dedi:
    “Kalbimin; dilimin Allah dediği gibi, dediğini hissetmiyorum. Bunun üzerine o hoca öbür hoca arkadaşlarına dedi ki:
    “Hele bir bakın! Biz kaç senedir vird çekiyoruz bizim kalbimiz, dilimiz gibi söylemiyor; o iki-üç gün vird çekti, istiyor ki kalbi dili gibi Allah desin. Bir hafta kadar orada kaldıktan sonra eve döndü. Kısa bir zaman sonra da Şah-ı Haznenin oğlu Seyh Alaaddin vefat etti.
    Dayısı, Konaklı Köyünün imamı idi. O kişi bu görevden ayrılınca köy halkı görevi kendisine teklif ettiler. Seyda Hazretleri kendi köyü olması sebebiyle kabul etmek istemedi. Ancak ısrar üzerine onlara iki şart koştu.
    Bunlardan biri davul zurnalı düğünlerin terk edilmesi ve kadın erkek bir arada oynamamaları idi.
    İkincisi ise beraberinde getirdiği talebelerin bakımının üstlenilmesi idi.
    Köylüler bu şartları kabul ettiler. Orada küçük bir medrese yaparak, üç yıl ikamet etti. O günlerden kalan bir anı şöyledir:
    Köy halkından birisi başka bir köyden kız istedi. Kız tarafı davul zurnalı düğün isteyince, şu cevabı aldılar:
    “Kızınızı altınla süsleyip verseniz de, biz imamımıza söz verdik. İsterseniz vermeyin.
    Üç yıl sonra kendi tabirlerince oradaki nasibi bitti ve köylülerden birisi düğününü bu şekilde yapınca, oradan ayrıldı. Bazı geceler hayırlı bir yer ve hayırlı bir nasip dileyerek ağladığını anlatırdı.
    O sıralarda Gavs Hazretleri (k.s.) vefat etmiş ve Şeyh Seyda Muhammed Raşid Hazretleri irşada başlamıştı.
    Muhammed Raşid Hazretleri, Seyda Hazretlerini Menzile davet etti. Yanlarında Seyda Molla Abdussamed Hazretleri olduğu halde, Menzile geldi. Yirmi küsür sene Seyda Muhammed Raşid Hazretlerinin
    yanında kaldı, hizmetinde bulundu. O günleri anarken de,
    “Keşke bütün ömrümüz hizmetlerinde geçseydi, Allah (c.c.) onlardan razı olsun diye anlatırken gözleri doluyor.
    Bazı insanlar tarafindan şöyle anlatılır:
    “Şeyh Seyda Muhammed Raşid Hazretlerine ricacı olarak gönderilirdi. Çünkü Seyda Hazretleri Onu çok severdi. Bazen ona;
    “Seyda Hazretleri sizi çok seviyor dendiği zaman;
    “O benim kemalatımdan değil, Seyda Hazretlerinin şefkat ve merhametindendir derdi.
    Bazı nedenlerle oradan ayrılma söylentisi üzerine, Seyda-i Şeyh Muhammed Raşid (k.s.) şöyle dedi:
    “Senin Menzilden ayrılman benim yüz Ölümüme bedeldir. Ben bulunduğum müddetçe burada olacaksın. Benimle geldin, benimle gideceksin.
    Bu, Seyda Hazretlerînin ona karşı sevgisine çok büyük bir işarettir. İnsan derin olarak düşünürse, Seyda Hazretlerinin bu lafı kullanması hayatta iken onunla beraber yaşamayı ve ondan ayrılmamayı istemesine işarettir.
    Seyda Muhammed Konyevî Hazretleri, Muhammed Raşid Hazretlerinin vefatından sonra, bir seneye yakın teberrüken Menzilde kaldı.
    Daha sonra Seyda Muhammed Raşid Hazretlerinin hayatta iken işaret buyurdukları Konyaya hicret ettiler.
    Konyaya (Konyanın Ankara yolu üzerinde 18. kmsindeki Kayacık Köyü yakınında İkinci Organize Sanayi Karşısında) yerleştikten sonra kısa zamanda Sadatların himmetleriyle bir hizmet halkası kurulmuş ve gidip gelenlere vesile olmak suretiyle, bu hizmet sürdürülmektedir.

    [​IMG]