İstanbul’un ilk Belediye Başkanı kimdir-Hızır Bey Çelebi kimdir

'Tarih Bölümü' forumunda Ezlem tarafından 30 Mayıs 2011 tarihinde açılan konu



  1. Hızır Bey Çelebi kimdir,kadıköyün adı nerden gelir



    Fatih'in İstanbul'a atadığı ilk Belediye Başkanı Hızır Bey

    Fatihin Edirnede bulunduğu günlerdir. Olacak bu ya şehre Acem illerinden bir âlim gelir. Evet adam bilgili, ama kibirlidir. Türkleri hor görür. Birkaç halli güç mevzuyu ısıtıp ısıtıp öne sürer ve muhataplarını küçük düşürür. Fatih bu tavırdan çok rahatsızdır. “Şu adamı susturacak biri yok mu? der demez komutanlardan biri “Var sultanım der, “böyle birini tanıyorum galiba?

    HIZIR ADINDA BİRİ
    Hızır Bey müthiş bir hafızaya sahiptir. Esprilidir, kıvraktır, zekidir. Sözün nereye varacağını önceden kestirir ve soruya soruyla cevap verir. Zor meseleleri basite indirger ve çok güzel misallendirir. Sadece fakih değil ediptir, şairdir. Eh Nasreddin Hoca gibi bir dehanın torunudur o.
    Hızır Beyin en büyük şansı Molla Fenari gibi bir rahle arkadaşı ve Molla Yegân gibi bir hocası olmasıdır. Molla Yegân onu çok sever, nitekim biricik kızını vererek damat edinir kendine.

    Gelelim hikâyemize. Acem âlimi kazandığı küçük zaferlerin sarhoşluğu ile daha büyük, daha çok ses getirecek münâzaralara hazırlanır. Hatta Padişahın huzuruna çıkar ve rakip diler. Fatih, bu kez hazırlıklıdır. Umursamaz tavırlarla etrafına bakar ve güya ilk gözüne ilişen askere (bu aslında Hızır Beydir) meydanı gösterir. Acem karşısına çıkarılan genç sipahiye bıyık altından güler. Belki “Sen git, abilerin gelsin demez, ama öyle demeye getirir. Ancak Hızır bey onun suâllerini rahatlıkla cevap verir. Vakit ilerledikçe kibirli Acemi ter basar. Sultana hitaben, “Ben bunca diyar gezdim, şunca meclise katıldım der “ama böylesini ne gördüm, ne de işittim

    Lâkin Hızır Beyin elinden kurtulmak kolay değildir öyle. “Şimdi sıra sende! deyip onlarca ince ilimden, onlarca müşgül mesele sorar ki adamcağız dut yemiş bülbüle döner. Acem Fatihin önüne gelir “Bu çocuğun kıymetini bil! der ve süklüm püklüm meclisi terkeder.

    Fatih onun kıymetini zaten bilir. Hızır Beyi imparatorluğun merkezine (İstanbula) kadı yapar. O devir kadıları beldenin meseleleri ile de ilgilenirler, şehreminidirler. Yanisi şu ki belediye başkanıdırlar.
    Fatih, Hızır Beyle sıkça buluşur. Onun feyizli sohbetlerini içercesine dinler. Devlet işlerini istişare eder. Birbirlerini abi kardeşten öte severler. Hatta Sultan onu sarayında görmek ister. Enderundan güzel bir yer ayırır. Ama Hızır bey kuytulardan hoşlanır. Anadolu yakasında kuş uçmaz kervan geçmez bir köşeye yerleşir ki, burada şekillenen köy adını ondan alır. Kadıköy!

    İBRETLİ DAVA
    Hızır Bey yorucu bir günün ardından gitme hazırlığı içindedir. Ancak kapı önünde dolaşan tedirgin gölgenin farkına varır. Birisi eşikte eyleşmekte gidip gidip dönmektedir. Mübârek ansızın kapıyı açar “Buyurun! der. Adamcağız yakalanmışlığın pişmanlığı ile girer içeri. Kılık kıyafetine bakılırsa Hıristiyan tebâdan biridir. Ancak yüce veli onu güler yüzle karşılar, yer gösterir. Hatta bakar hâlâ mütereddit elceğizi ile cezve sürer mangala. Adamcağız fincanı zor tutar zira eli kolu sarılıdır. Hızır bey sorar:
    -Eline noldu?
    -Kırdırdılar efendim.
    -Kim kırdırdı?
    -Sultanımız!
    -Öyle bir hakkı var mıymış?
    -Bilmiyorum efendim.
    -Mevzû ne peki!
    -Ben mimarım efendim. Evet, Sultanımıza kubbeleri Ayasofyadan geniş ve yüksek bir cami yapabileceğimi vaâd ettim ama...
    Hızır Bey gerisini dinlemez. Adamlarına “Gidin getirin der “Şunu!
    Mimarın dudakları uçuklamak üzeredir. “Getirin şunu dediği üç kıtaya yayılan bir imparatorluğun hünkârıdır. Halbuki Avrupada derebeyleri bile yargılanamaz. Hele böyle akşamın alacasında apar topar mahkemeye çekmek kimin haddine.

    SEN MURAT OĞLU MEHMED!
    Çok geçmez Fatih adamlarıyla görünür. Sanki o gül yüzlü Hızır Bey gitmiş yerinde başkası peydahlanmıştır. Çehresi gergindir, devlet erkânını eşikte durdurur. “Siz şurada bekleyeceksiniz! der, Fatihe kapıyı gösterir: “Sen gir içeri! Bu ne heybettir ya Rabbi! Sultan Mehmedin benzi solar. Dizleri tutmaz olur. Sedire doğru yönelir, tam oturmak üzeredir ki Hızır Bey azarlayan bir ses tonuyla “Oturma! Madem ki hasmın ayakta, sen de ayakta durmalısın!
    Ve silbaştan meseleyi dinler. Görünüşe bakılırsa Fatih haklıdır. Padişah “Olacak şey mi yani? der, “Bu adam sırf taâssubuna yenildiği için inşaatımızı baltaladı. Binbir zorluk ve onca masrafla taa Mısırdan getirttiğimiz sütunları budadı ve Ayasofyadan daha geniş ve yüksek bir kubbe nasip olmadı bize. Halbuki anlaşmamıza göre...
    Hızır bey orasını hiç dinlemez. “İnşaat ayrı bir dava konusu der, “Şimdi söyle bakalım! Sen Murat oğlu Mehmed, bu zımminin elini kırdırdın mı, kırdırmadın mı?
    Sultan gözlerini yere diker.
    -Efendim inanın ben buna “elin kırılsın! dedim, adamlarım “eli kırılsın! anlamışlar.
    -Peki bu elin vebâli kimedir?
    Fatih cevap vermez, başını önüne eğer. Çocuk gibi dudaklarını ısırır. Hızır Bey kitabı kapar, hükmü açıklar.
    -Şimdi sana kısas lâzım. Bileğini kırdırsam gerek.
    Padişah gayri ihtiyari eline bakar, kararlı bir ifadeyle fısıldar “Buna hazırım!

    Mimar ağlamaklıdır. “Sakın ha! diye bağırarak Fatihin önüne geçer. “Ben davamdan vazgeçtim! Eh Fatih de altında kalmaz tabii, ona ömrü boyu yetecek kadar dünyalık verir. Netice tatlıya bağlanır.

    Fatih Hızır Beye hassaten teşekkür eder. “Adaletine hayran kaldım! der. Sonra kaftanının altındaki kılıcı gösterir ve “Eğer der, “Bana farklı muamele yapaydın, inan seni doğrardım!

    Hızır Bey, mânâlı mânâlı gülümser, “Eğer der, “Sen dahi sultanlığına güvenip iltimas isteseydin... Cümlesini tamamlamaz, hatta başladığına pişman olur. Tam “Neyse deyip, dönecektir ki pelerininin altından fırlayan iki aslan Sultanın karşısına dikilir, öfkeli öfkeli eşinirler. Sonra öyle bir kükrerler ki Fatihin dudakları uçuklar.

    Genç Sultan Hızır Beyin ilmini iyi bilir, ama hâl ehli olduğunu orada öğrenir. O günden sonra eşiğine baş koyar ve kazanır.
    Peki Mimar mı? Adamcağız şaşkına döner. Ağlamakla gülmek arasında gelir gider. Şimdi rüzgara tutulan yaprak gibidir. “Vallahi kırılan koluma seviniyorum der, “bana yolumu gösterdi! Oracıkda Kelime-i Şehadet getirir ve Hızır Beye talebe olur.

    alıntıdır