İstanbul Arkeoloji Müzesi Tarihi ve Özellikleri

'Tarih Bölümü' forumunda EyLüL tarafından 19 Şubat 2012 tarihinde açılan konu


  1. İstanbul Arkeoloji Müzesi


    Açılış Tarihi 13 Haziran 1891/İstanbul
    Tür Arkeoloji
    Kurucusu Osman Hamdi Bey
    Osmanlı Devleti’nden miras kalmış olan bu müze binalarının önemi ilk müzecilik çalışmalarını bünyesinde toplamasından gelmektedir. Fatih Sultan Mehmet döneminden itibaren tarihi eserlerin toplandığını görmekteyiz. O dönemde sistemli bir şekilde yürütülmeyen bu kurum, 1869 yılında Müze-i Hümayun yani İmparatorluk Müzesi kurulduktan sonra düzenli bir şekilde yürütülmeye başlanmıştır. Bu müze İstanbul Arkeoloji müzesinin temellerini oluşturmaktır. İlk görülen eserler Aya İrini kilisesinden toplanmış olan tarihi parçalardır. Müze bir dönem kaldırılmıştır lakin 1872 yılında yeniden hayata kazandırılması hedeflenmiştir. Yalnız yetersiz olabileceği düşüncesi ise yeni bir mekan düşünülmüş ve Fatih Sultan Mehmet Döneminde yapılmış olan Çinili Köşk müzeye dönüştürülmüştür. 1880 yılında restore edilerek halka açılan müze bugün de hala İstanbul Arkeoloji Müzesine bağlı kalarak varlığını sürdürmektedir. 1881 yılında Osman Hamdi Bey’in müzeye müdür olarak atanması sonucunda Türk müzeciliğinin seyri değişmiştir. Aynı zamanda arkeoloji çalışmalarında bulunan Osman Hamdi Bey, buluntuları bu müzede toplayarak koleksiyonu genişletmiştir. İskender Lahti başta olmak üzere çok sayıda lahit müzenin en kıymetli parçalarındandır. Çinili Köşk mimari tarihi en erken olanıdır. Sonradan yapılan iki bina köşkün çevresine konumlandırılmıştır. Bu binalardan biri Osmanlı Devletinin ilk Güzel Sanatlar Akademisi olarak inşa ettiği ve sonradan Eski Şark Eserleri Müzesi olarak düzenlenmiştir. 1883 yılında ise bu müze Osman Hamdi Bey tarafından Sanay-i Nefise Mektebi olarak inşa ettirmiştir. Bu binanın ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri Klasik binanın mimarı Alexander Vallaury’dir. 1917 yılında mektep olan bu bina müzeler müdürlüğüne tahsis edilmiştir. Halil Ethem Bey binanın yeniden Eski Şark Eserleri Müzesi olarak kullanılması için düzenlemelerde bulunmuştur. 2000 yılına gelinceye kadar pek çok bakım ve onarımlar geçiren müze, bu yıldan sonra bugün ki halini almıştır. Arkeoloji Müzesi ise dünyada müze binası olarak inşa edilmiş nadir yapılardan biri olma özelliğini taşımaktadır. Neo-Klasik mimarinin en güzel örneklerindendir.

    MİMARİ ÖZELLİKLERİ
    Arkeoloji binası cephelerindeki süslemeler ve anıtsal duruşu ile son derece dikkat çekmektedir. Ön cephesinde geniş merdivenlerden ulaşılan iki girişi dörden sütun ayırmaktadır. Girişin üzerindeki alınlık ile görselliği arttırılmıştır. Alınlık üzerinde kufi üslupla yazılmış bir Osmanlıca yazı dikkat çekmektedir. Bu yazı da ‘Eski Eserler Müzesi’ yazmaktadır. En tepede ise bir tuğraa yer almaktadır. Bu tuğra binayı inşa ettiren II.Abdülhamid’e aittir. Arkeoloji Müzesi binasına 1903 yılında kuzey, 1907 yılında güney kanadın eklemesi ile müze bugünki halini almıştır. 1969 yılında ise sergi salonlarına ihtiyaç duyulması sebebiyle müzenin güneydoğu köşesine bir ek bina yapılmıştır.

    ARKEOLOJİ MÜZESİNİN KOLEKSİYONU
    1891 yılında açıldıktan sonra hızlı bir şekilde koleksiyonunu genişletmiştir. Bugün müzenin giriş katındaki sağ tarafta bulunan salonda Arkaik dönemden Roma dönemine Antik Çağ heykelleri bulunmaktadır. Sol taraftaki salonda ise Sidon Kralı Nekropolü’nden gelen İskender Lahdi, Ağlayan Kadınlar Lahdi, Tabnit Lahdi gibi dünyaca ünlü lahitler bulunmaktadır.İki katlı olarak inşa edilmiş binanın üst katında ise Hazine Bölümü, Gayri İslami ve İslami Sikke Kabineleri ile kütüphane bulunmaktadır.Ek binada ise farklı çağlara ait buluntular ve tümülüs kazıları sonucu elde edilen eserlerin sergilendiği salondur. Tharakia-Bithynia ve Bizans bölümlerine sahiptir. 1. Kat ‘Çağlar Boyu İstanbul’ 2. Kat ‘Çağlar Boyu Anadolu ve Troia’ 3. Katta ise ‘Anadolu’nun Çevre Kültürleri: Suriye, Filistin ve Kıbrıs’ Eserleri kronolojik sıraya göre sergilenmektedir.