II. Bayezid Hayatı ve Padişahlık Dönemi

'Biyografi' forumunda EyLüL tarafından 30 Mayıs 2012 tarihinde açılan konu



  1. II. Bayezid

    Doğum 3 Aralık 1447-Dimetoka
    Ölüm 26 Mayıs 1512-Büyükçekmece
    Hüküm süresi 22 Mayıs 1481 – 24 Nisan 1512
    Önce gelen II. Mehmed
    Sonra gelen I. Selim


    II. Bayezid, sekizinci Osmanlı padişahıdır. Yavuz Sultan Selim'in de babasıdır. Uzun boylu, yağız çehreli, ela gözlü, geniş göğüslü olan Bayezid yumuşak, hatta melankolik bir tabiata sahipti. Gençliğinde serbest bir hayat sürdüğü halde padişahlığında ibadete ve hayır işlerine yönelmişti. Bu sebeple de Bayezid-i Veli diye anılır olmuştu. Mecbur olmadıkça savaştan uzak kalmaya dikkat etmiş, “nizâm-ı memleket” için İstanbul’dan ayrılmamayı tercih etmişti. Adlî mahlası kullanarak Türkçe ve Farsça şiirler yazdı. II. Bayezid'in yazdığı şiirlerden meydana gelen küçük hacimli bir divan Rumi 1308 tarihinde İstanbul'da basıldı. Kendisi hat sanatında da oldukça yetenekliydi. Bursa'daki meşhur Koza Han olmak üzere birçok eser yaptırdı.

    HAYATI
    1448 yılında Dimetoka’da doğan Şehzade Bayezid, Fatih Sultan Mehmet’in büyük oğludur. 7 yaşında iken Amasya’ya sancak beyliğine gönderildi. Sanatçı bir kişiliğe sahip olan Bayezid, hat dersleri de aldı. Bir ara afyon kullandı ve bu durum babası Fatih ile aralarının açılmasına neden oldu lakin Şehzade Bayezid babasından af diledi.

    1481 yılında babası hayatını kaybedince Şehzade Bayezid kardeşi Cem ile tahta geçme konusunda karşı karşıya geldi ve bu durumu biraz daha şiddetlendiren olay, Fatihin çıkardığı kanunnamede nizam-ı alem için kardeşlerini öldürme hakkı tanıyor olması idi. Bayezid ve Cem’e ölüm haberi yollanmış fakat Cem’e haber götüren elçinin yolu kesilerek önlenmiş Bayezid ise gelene kadar vekaleten oğlu tahta oturtulmuştu. Bu da Bayezid’in taraftarlarının daha çok olduğunu göstermektedir.

    PADİŞAHLIK DÖNEMİ
    İstanbul’a ulaşan Bayezid, babasının Topkapı Sarayı’ndaki cenaze merasiminden sonra tahta çıktı. İlk olarak kapıkullarına cülus bahşisi dağıttığı gibi yeniçeri ulufelerini de arttırdı ve vezirlere-beylere diledikleri yerde köyler verdi.

    Kendisini tahta daha layık gören Cem’in mücadelesi iç savaşa neden oldu. Topladığı kuvvetler ile Bursa’da kendi adına hutbe okuttu ve para bastırdı. Bu da padişahlığını ilan etmek olduğu gibi kardeşi Bayezid’a devleti paylaşmayı da teklif etti. Sultan Bayezid ise devletin bölünemeyeceğini belirterek üzerine yürüdü. Bu savaşta yenilen Cem, Mısır’a kaçtı. Ardından Avrupa’ya nakledilen Cem, Bayezid için büyük bir tehlike oluşturuyor ve bu durum da bazı çözüm yollarını doğuruyordu. Kardeşini bırakmamaları için bazı tavizlerde bulunan Bayezid bir yandan da onu öldürme yollarını arıyordu. Zaten çok geçmeden Cem zehirlenerek hayatını kaybetti.

    Cem olayı ve bu olay dolayısıyla Avrupa’da İstanbul’u geri alma yolunda doğan umutlar Bayezid’i çok dikkatli ve barışçı bir siyaset takip etmeye sürükledi. Bununla birlikte o gerektiğinde savaştan da çekinmemiş, böylece Osmanlı topraklarına yeni yerler katılmıştı.

    1484 yılında Boğdan seferine çıkan II. Bayezid, Kili ve Akkirman kalelerini alarak vergiye bağladı. Bu dönemin dış siyasetindeki en büyük dalgalanma Venedik ile olan münasebetlerde görülmektedir. Venedik’in Türkler’e karşı Fransa ile ittifak yapması üzerine İstanbul’daki Venedikli tacirler tutuklanıp mallarına el konuldu, bu da savaşın başlamasına neden oldu. 4 yıl süren bu savaşta Osmanlı önce Modon ve Koron limanlarını ele geçirdi. Çaresiz kalan Venedikliler, Bayezid ile antlaşmaya vardı.

    Fatih Sultan Mehmet döneminde Macarlar ile olan savaş Bayezid döneminde de devam etti. Sonunda 1503 yılında ticaret serbestliğini tanıyan bir antlaşmaya varıldı. Lakin bu dönemin en dikkat çeken olayyı Rusya ve Endülüs ile ilk kez münasebet kurulmasıdır. Bu dönemin en önemli olayı ise Memlükler ile 6 yıl süren savaşa girilmesidir. 1485 yılında başlayan savaşın sonunda iki tarafta kesin bir zafer kazanamadı.

    ŞAHKULU İSYANI
    Sultan Bayezid’in barışçı ve çekingen siyaseti Safeviler ile olan ilişkiyi Osmanlılar’ın aleyhinde gelişmesine neden oldu. Şah İsmail’in Şii siyaseti Anadolu’da etkisini göstermiş, 20.000 kişilik bir Safevi kuvveti Ankara’ya kadar ilerlemişti. Bu durum karşısında Şii olduklarından şüphe edilen 16.000 kişi Anadolu’dan Rumeli’ye göç ettirildi. Fakat 1511 yılında baş gösteren Şahkulu İsyanı Anadolu’yu tamamen kana boyadı ve bu ayaklanmalar sırasında Şah İsmail kendi adına hutbe bile okutturdu. Artan bu huzursuzluklar Bayezid’in tahtı kaybetmesinde büyük rol oynamıştır.

    Orduyu güçlendirmek için bazı girişimlerde bulunan Sultan Bayezid, Yeniçeri Ocağı’nda ağa bölükleri adı verilen bir sınıf kurdu. Donanmada kalyon sınıfından Göke adlı ilk gemi yapıldı ve uzun menzili top kullanılmaya başlandı. Saraya alınan iç oğlanları yetiştirmek üzere Galata Saray Mektebi açıldı.

    ZOR YILLAR
    Bu gelişmelerin yanında yönetimde yanlış kişileri seçiyor olması, halkı refahlıktan uzaklaştırarak huzursuzluklar doğurmasına yol açtı. Bir de üstüne 1492/1502 yılları arasında veba salgınının baş göstermesi de pek çok ölüme yol açtı. 6 yıl süren kıtlık çok büyük sıkıntılar doğurduğu gibi 45 gün süren deprem ‘’küçük kıyamet’’ diye adlandırılmış ve 5000’den fazla can kaybına, 1070 ev ve 109 mescidin yıkılmasına neden olmuştu.

    Şehzadeler arasında çıkan saltanat mücadelesi ve Şahkulu İsyanı ise Bayezid’i önce tahtından sonra hayatınan etti. Yaşı oldukça ilerlemiş olan Sultan Bayezid, nikris hastalığına yakalandı. Bayezid’in tahta geçirmek istediği büyük oğlu Ahmet olsa da, Selim’in İran şahı ile girdiği savaştan ün kazanmış olması onun halk tarafından daha çok benimsenmesine yol açtı.

    Diğer kardeşleri de harekete geçtiler, sancaklarından ayrılan bu şehzadeler Anadolu isyanın tetiğini ateşledi. Böylece Anadolu’da Safevi egemenliğini sağlamaya çalışan Şahkulu ayaklanınca şiddetli bir Sünni-Şii çatışması başladı. Bursa yakınlarına kadar ilerleyen Şahkulu’yu durdurmak isteyen Selim Silistre’ye naklini istediyse de babası tarafından kabul edilmedi. Buna karşılık Selim’i Semendire’ye nakletti ve Ahmet’i tahta geçirmeyeceğine dair söz verdi fakat bu antlaşma sürekli olmadı. Bir süre sonra babasının üzerine yürüyen Selim, savaşta yenildi ve Kefe’ye döndü. Üzerine Ahmet’in İstanbul’a çağrılması onu istemeyen yeniçerilerin ayaklanmasına yol açtı. Padişahın idaresizliğini öne sürerek kendilerine Selim’i serdar tayin etmesini istediler ve Sultan Bayezid bu durumu kabul etmek zorunda kaldı. İstanbul’a gelen Selim Yenibahçe’de karargahını kurduktan sonra babasının elini öptü.Babası onun Anadolu’ya geçmesini istiyordu fakat Şehzade Selim tahtın sahibi olursa gönül rahatlığı ile savaşabileceğini söyleyince Sultan Bayezid saltanatı oğluna bıraktı. Böylece yeniçerilerin desteği ile tahta çıkmış olan Bayezid, 30 yıl sonunda yine yeniçerilerin baskısıyla 1512 yılında tahttan çekilmiş oldu. Dimetoka’ya gitmek üzere İstanbul’dan ayrılan Bayezid, Çorlu yakınlarına geldiğinde fenalaştı. 1512 yılında hayatını kaybetti. Ölüm sebebi şaibelidir fakat bazı kaynaklarda zehirlenmiş olabileceği üzerinde durulmuştur.

    Cenazesi İstanbul’a getirildi ve bugün kendi adıyla anılan Beyazıt Meydanı’nda yaptırmış olduğu camiinin yanına gömüldü. Üzerindeki türbe daha sonraki yıllarda inşa edildi.

    EDEBİ KİŞİLİĞİ
    Şehzadeliğinden beri ilme meraklı olan Bayezid, çevresine hep bilginleri topladı. Aynı zamanda şiirler yazdı, Adli mahlasını kullandı ve gazellerinin meydana getirdiği küçük hacimli bir divanı basıldı. Şiirde orta dereceli olsa da hat sanatında oldukça yetenekliydi. Uygur yazısını iyi bilip, İtalyancayı az biliyordu. Ancak babası ölçüsünde hoşgörülü ve açık fikirli değildi. G. Bellini’nin yaptığı tabloların saraydan çıkartılıp satılması, Tokatlı Molla Lutfî’nin inançsızlıkla suçlanarak idamı bu dönemde olmuştur.

    Osmanlı tarihçiliği onun zamanında ilk büyük eserini çıkarmış olup, Osmanlı tarihini yazdırmıştır. Ayrıca kendi adına da pek çok eser kaleme alınmıştır. Avrupa’daki sanat hareketlerine de tamamen kayıtsız kalmayan Sultan Bayezid, Leonardo Da Vinci ile mektuplaşmış; Da Vinci Haliç ve Boğaz üzerinde birer köprü yapmaya hazır olduğunu bildirmiş, Michelangelo da köprü yapımının düşünüldüğünü duyunca bir ara İstanbul’a gelmeyi istemiştir. Fakat bu teşebbüsler gerçekleşememiştir.