Çanakkale Savaşında Şiiri

'En Güzel Şiirler' forumunda Aysell tarafından 16 Mart 2012 tarihinde açılan konu


  1. Çanakkale Savaşı şiirleri
    Çanakkale Savaşı ile ilgili şiir


    ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE


    Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?

    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

    -Tepeden yol bularak geçmek için Marmaraya

    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

    Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!

    Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı

    Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi

    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!

    Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer

    Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.

    Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,

    Osrtralyayla beraber bakıyorsun ; Kanada!

    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.

    Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.

    Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...

    Hani tauna da zuldür bu rezil istila...

    Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,

    Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,

    Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;

    Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,

    Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...

    Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.

    Sonra melundaki tahribe müvekkel esbab,

    Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.

    Öteden saikalar parçalıyor afakı;

    Beriden zelzeleler kaldırıyor amakı;

    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

    Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.

    Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,

    Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.

    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer

    O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...

    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,

    Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.

    Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,

    Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.

    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,

    Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.

    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...

    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

    Alınır kala mı göğsündeki kat kat iman?

    Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?

    Çünkü tesis-i ilahi o metin istihkam.

    Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,

    Beşerin azmini tevkif edemez sun-i beşer;

    Bir göğüslerse Hudanın edebi serhaddi;

    “O benim sun-i bediim, onu çiğnetme dedi.

    Asımın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:

    İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.

    Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...

    O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,

    Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

    Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

    Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

    Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhidi...

    Bedrin aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

    “Gömelim gel seni tarihedesem, sığmazsın.

    Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...

    Seni ancak ebediyetler eder istiab.

    “Bu, taşındır diyerek Kabeyi diksem başına;

    Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;

    Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;

    Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;

    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;

    Yedi kandilli Süreyyayı uzatsan oradan;

    Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;

    Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,

    Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;

    Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...

    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.

    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,

    Şarkın en sevgili sultanını Salahaddini,

    Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...

    Sen ki, İslamı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

    O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;

    Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;

    Sen ki, asara gömülsen taşacaksın... Heyhat,

    Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...

    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,

    Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

    MEHMET AKİF ERSOY



    BİR YOLCUYA

    Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
    Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
    Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
    Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

    Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
    Gördüğüm bu tümsek, Anadolunda,
    İstiklal uğrunda, namus yolunda,
    Can veren Mehmedin yattığı yerdir.

    Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
    Son vatan parçası geçerken ele,
    Mehmedin düşmanı boğuldu sele,
    Mübarek kanını kattığı yerdir.

    Düşün ki, hasrolan kan, kemik, etin
    Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
    Bir harbin sonunda, bütün milletin,
    Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

    NECMETTİN HALİL ONAN

    ( Bu şiir Gelibolu yamaçlarında yazıldı.)


    Zafer Türküsü

    Yaşamaz ölümü göze almayan,
    Zafer, göz yummadan koşana gider.
    Bayrağa kanının alı çalmayan,
    Gözyaşı boşana boşana gider!

    Kazanmak istersen sen de zaferi,
    Gürleyen sesinle doldur gökleri,
    Zafer dedikleri kahraman peri,
    Susandan kaçar da coşana gider.

    Bu yolda herkes bir, ey delikanlı,
    Diriler şerefli, ölüler şanlı!
    Yurt için dövüşen başı dumanlı,
    Her zaman bu şandan, o şana gider.

    Faruk Nafiz ÇAMLIBEL
     


Similar Threads: Çanakkale Savaşında
Forum Başlık Tarih
En Güzel Şiirler Mehmet akif ersoy'un çanakkale şiirleri 17 Mart 2015
En Güzel Şiirler Ünlü Şairlerden Çanakkale Şiirleri 18 Mart 2014
En Güzel Şiirler 18 Mart En Güzel Çanakkale Zaferi İle İlgili Şiirler 12 Mart 2014
En Güzel Şiirler Çanakkale savaşı hakkında şiir 11 Mart 2014
En Güzel Şiirler Çanakkale savaşı şiirleri 4 kıtalık 11 Mart 2014