Ayasofya Camii Tarihçesi ve Özellikleri

'Tarih Bölümü' forumunda Belinay tarafından 2 Mart 2012 tarihinde açılan konu


  1. Ayasofya Camii

    Yapılış Tarihi 532-537
    Tür Kilise, camii, müze
    Bizans devrinde İstanbul’un en büyük kilisesi olan ve esas adı Hagia Sophia olan bu mabed, 360 yılında inşa edilmiştir.I.Constantin döneminde yapımına başlanmış, oğlu Constantinus döneminde bitirilmiştir.İlk yapımında ahşap çatılı bir bazilika olarak tasarlanmış olan kilise, 404 yılında çıkan bir ayaklanma sonucu harap olmuş ve II.Thedosius yapıyı beş sahınlı olarak yeniden yaptırmış 415 yılında açmıştır.Ancak 532 yılında Nika ayaklanmasında tekrar zarar gören kilise, İmparator İustinianos tarafından daha büyük ve muhteşem bir şekilde yeniden yaptırmıştır.İmparator yapıyı inşa ederken büyük özen göstermiş; Mısırdan, Suriye’den, Efesos ve Kapudağ yarımadasından değişik renkte mermerler getirterek inşaat sırasında kullanılmıştır.10.000 işçinin çalıştığı bu kilise 6 yıl içinde tamamlanmış ve 537 yılında büyük bir törenle açılmıştır.İstanbul’un fethinden sonra ise kilise, Fatih Sultan Mehmet tarafından Ayasofya adıyla fethin sembolü olarak camiye çevrilmiştir.İlk cuma namazıda burada kılınmış, etrafına kurulan diğer birimler ile külliye yapısı olarak İstanbul’un en önemli eserleri arasında yerini almıştır.

    MİMARİ ÖZELLİKLERİ
    Bazilika biçimde inşa edilmiş olan Hagia Sophia, iki mimar tarafından orta mekanının üstünü pandantiflerle esas kabuğu, şişmiş bir yelken gibi bütün teşkil eden, çapı yaklaşık olarak 31-33 metreyi bulan basık büyük bir kubbe ile örtmüşlerdir.Bu kubbenin ağırlığını kaldırması içinde batı-doğu istikametinde kademeler halinde inen ve ufalanan yarım kubbeler yapmışlardır.Yanlardaki baskıyı hafifletmek içinde, galeri bölümünde yan duvarlara payeler ve kemerlerle destek verilmiştir.Başarıyla uygulanan bu kubbe 557 yılındaki İstanbul depremiyle doğu tarafı çökmüştür.Bunu onarmak için mimar İsidoros, diğer kubbeden yirmi kadem daha yükselterek ve geçişleri pandantifler ile sağlayarak yeniden inşa etmiştir.Yalnız Haçlı Seferleri, savaşlar, depremler ve yangınlar esere her defasında büyük zararlar vermiş ve çok kez kubbesi yıkılmış, çatlamış ve çökmüştür.Evliya Çelebi’nin bir yazmasında öğrenilen bilgiye göre artık İmparatorluğun maddi gücünün yetersizliği yapıyı onarmaya yetmeyecek hale gelmiş ve harap olarak fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet’in eline geçmiştir.Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’nın tahribini önlemiş ve sonraki yıllarda yanına bir de medrese yaptırmıştır.Cami’ye ilk olarak minare ahşaptan yapılmış, sonra 1574 yılında güneybatı köşesine tuğla yivli şekilde kullanarak yeniden yapılmıştır.Kesin olarak bilinmese de minarenin Mimar Sinan eseri olduğu düşünülmektedir.

    Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise Budin seferi dönüşü oradaki bir başka kiliseden elde edilen tunç şamdanlar üzerine manzum bir kitabe yazılarak 1526 yılında mihrabın iki yanına eklenmiştir.II. Selim’de bu yapıya büyük ilgi göstermiş, Bizans de narteks kısmında taşa işlenmiş olan karar metnini tercüme ettirmiştir.Bu tercümeler daha sonraki yıllarda Kanuni Sultan Süleyman’ın türbesinde kullanılmıştır.II. Selim aynı zamanda yapının çevresindeki evleri kaldırtmış, yapıyı sağlamlaştırmak için Mimar Sinan’dan takviye payandalar yapmasını istemiştir.III. Murad döneminde ise kuzeydeki iki minare, minber ve mahfil eklenmiştir.Bergama’dan getirtilen yekpare biçimindeki mermerden bir de şadırvan yapılmıştır.Osmanlı Devleti yapının süslemesine de önem vermiş ve 1607 yılında mihrap duvarına çini olarak besmele-i şerif yazılmıştır.1847 yılında Mustafa İzzet Efendi’nin hattı olan 7,5 m. çapındaki yuvarlak levhalar yapıya asılmıştır.1739 yılında ise I. Mahmud tarafından Türk baroğu üslubunda iki payanda arasında tunç parmaklıklar ile ayrılan ve değişik dönemlere ait çini ile kaplanılan bir kütüphane yaptırmıştır.1740 yılında ise avluya başka bir benzeri olmayan şadırvan ile sıbyan mektebi ve arka tarafa bir aşhane inşa ettirmiştir.Yapının bütün ek ilavelerine Darüssaade ağası Beşir Ağa tarafından diğerlerinden ayırt edici özelliklere sahip olan kitabeler yerleştirilmiştir.





    GÜNÜMÜZDE
    Türk devri içinde önceleri Ayasofya’nın mozaiklerinin bir kısmı görülmekteyken bunların üzerleri yavaş yavaş örtülmüş ve 18. yy.’dan itibaren hepsi ortadan kaybolmuştur.Sultan Abdülmecid döneminde Bizans üslubuyla eklenen hünkar mahfili ve giriş düzenlemeleri dışında genel bir onarım yapılma kararı alınmıştır.Duvar ve tonozlarda bulunan mevcut mozaiklerin üzerleri Fosaati tarafından çizilmiş yalnız 1894 yılındaki depremle büyük mozaik satıhları sıva ile birlikte dökülmüştür.Meşrutiyet yıllarında Batılı mimarlar tarafından incelenmiş, Cumhuriyet döneminde ufak bir tamir görmüştür.Fatih Sultan Mehmet’in yaptırmış olduğu medrese ise 1934 yılında yıktırılmıştır.Arsa temizlenerek temelleri ortaya çıkarılmıştır.Binanın ihya edilmesiyle idare binası olarak kullanılması düşünülmektedir.24 Ekim 1934 yılında Müzeler Müdürlüğüne bağlanmış ve camiilikten çıkartılmıştır.Bugün yapının içinde Osmanlı eklemeleri olan pek çok eşya, halı ve levhalar yok olmuştur.500 yıllık Türk eseri olarak hizmet veren Ayasofya’nın eşyalarının dağıtılmış olması inanılmaz derecede üzücü bir durumdur.