Ali Bekraki Kimdir

'Biyografi' forumunda eftelya tarafından 15 Şubat 2012 tarihinde açılan konu


  1. Ali Bekraki biyografi,


    Ali Bekraki hakkında yazılanlar

    Ali Bekraki Kimdir hayatı;
    Sultan II. Abdülhamit tarafından Lübnana yerleştirilen Giritli Müslümanlar tam bir kimlik savaşı veriyor. Trablus şehrinde yaşayan Giritliler öz kimliklerini yitirmemek için Türkiyeden yardım istiyor.1977 yılında bir grup Yunanlı turist, Hamidiye köyünü gezerken orada Girit lehçesiyle Yunanca konuşulduğunu fark eder. Aralarında Atinada yayımlanan Tachidromos gazetesinin muhabiri Yannis Georgakaki de vardır. Bu gazetecinin aracılığıyla rahmetli babama (İbrahim Bekraki) ulaşılıyor. Babama Hıristiyan olursanız Yunanistana dönersiniz, her türlü maddi yardımı da alırsınız. Çocuklarınız iyi okullarda okur, sizler ekonomik ve ticari anlamda ihya olursunuz. deniliyor. Rahmetli babam Yunan ve Hıristiyan olsaydık memleketimiz Giritten kovulmazdık. Babamın ve dedemin kabul etmediği şeyi ben de kabul etmem. Onların verdikleri kutsal mücadeleyi para uğruna satmam. diyor. Lübnanın Trablus (Tripoli) kentinde yaşayan Dr. Ali Bekraki, Yunan hükûmeti tarafından babasına yapılan teklifi bu şeklide aktarıyor. Aynı teklif, 1988de tekrarlanıyor: “Hıristiyan olursanız Giritteki evlerinize dönebilirsiniz. Bekraki ailesi, Girit göçmenlerinin önde gelenlerinden.

    Aslında bu ikinci teklifle Suriyenin yanı sıra Lübnanda da Giritlilerin yaşadığı fark edilir. Zira bu olaydan sonra yabancılar ve Yunanlar, Giritlilerle ilgilenmeye başlar. Hatta bundan birkaç yıl önce İngiliz BBC televizyonu Lübnanda bilinmeyen Giritlilerle ilgili bir araştırma dosyası hazırlar. Sadece bu değil, yıllar önce İbrahim Bekrakiye yapılan Hıristiyan olun teklifi bugünlerde yeni kuşak Giritli göçmenlere dolaylı yoldan yapılıyor. Lübnandaki Yunanistan Büyükelçiliği, Girit kökenlilere Yunanistana gidiş vizesi vermiyor. Ancak din değiştiren Giritli Müslümana vize sözü veriliyor. Ali Hasan Basalaki, Müslüman oldukları için vize alamadıklarını söylüyor: “Hıristiyan olursak vize vereceklerini söylediler. Dedelerimizden kalan tapu ve gayrimenkullerimiz var. Ata yerimizi görmek istiyoruz.

    TRABLUSTA 3 BİN GİRİTLİ

    Lübnanda hâlen 3 bin Giritli göçmen yaşıyor. Trablus şehrindeki Giritliler Mahallesi onların yeni vatanı konumunda. Girit göçmenleri kendilerini Türk olarak tanımlıyor. Ancak Türkçe bilenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Sadece Bekraki ailesi mensupları Türkiye ile olan irtibatlarından dolayı Türkçe konuşabiliyor. Göçmenlerde Giritli kimliği de giderek yok oluyor. Burada yaşayan Giritliler, Araplarla evlenerek öz kimliklerini yitirmiş. Arapça çoktan ana dilleri olmuş. Oysa adadan sürgün edildiklerinde sadece Türkçe ve Yunanca biliyorlardı. Şimdilerde Giritli olduğunu unutanlar bile var. Velid Bermaki, tam olarak ne olduklarını bilmediğini söylüyor. Kendisi ikinci kuşaktan olmasına rağmen bu duruma geldiğini aktarıyor: “Ciddi bir asimilasyon geçirdik. Yeni kuşakta Giritli bilinci yok artık. Bizler artık Arapça konuşuyoruz ve bilenler varsa Fransızca.

    Giritliler, zorunlu göçle geldikleri Lübnan topraklarında kalıcı olmadıklarını söylemişler hep. Bir gün geri döneceklerini hesap ederek tapu kayıtlarını ve Osmanlı paralarını muhafaza etmişler. Hatta Lübnanda 1932de yapılan nüfus sayımına bile katılmamışlar. Osmanlının kendilerini tekrar Girite götüreceğini ümit etmişler. Nüfus sayımına katılmak istemeyen Giritliler, Osmanlının 1923te resmen sona erdiğini çok sonra öğrenir. Osmanlıya olan sevgi ve alakaları daha sonra Türkiyeye yönelir. Yavaş yavaş Türkiyeye gelirler. Bekraki ailesi bunların önde gelenlerinden. Ali Bekraki ve kardeşi Vasim Türkiyede tıp eğitimi alan Giritlilerden. Bu eğitim sıradan değildir; Ali Bekraki, ailesini tam bir Türkiye hayranı olarak yetiştirir. Annesi, diğer kardeşleri bir Türkiye sevdalısı olarak hayatlarını sürdürüyor. Evlerinde Lübnan bayraklarının yanında duran Türk bayrağı ile teselli buluyorlar. Küçük kardeşleri Nuha Bekraki bile Türkiyeyi çok yakından tanıyor. Tarkan, Ebru Gündeş gibi sanatçıları dinliyor. Nuhan henüz Türkçe konuşmayı öğrenememiş olsa da şimdiden İstanbulu biliyor ve ağabeylerinden İstanbulu hatırlatacak hediyeler istiyor.

    Bekraki ailesi dışında başka Giritliler de Türkiyeye gelip gitmiş. Bunlardan birisi de Ali Hasan Basalaki. 1957de Türkiye gelen Basalaki bir dönem Trablusta Temedon isimli bir gazete çıkarır. Balıkesir ve İzmirde akrabalıyla o dönemde görüşmüş; ancak daha sonra akrabalarının izini kaybetmiş. Bunu biraz da yeni kuşağın ilgisizliğine bağlıyor. Lübnanda yaşayan Giritlilerin bazıları kimliklerini değiştirmiş veya sadece soyadları değişmiş. Ancak genel itibariyle aile lakapları Giritteki gibi kalmış. Bekraki, Basilaki, Kasabaki gibi. Bu bazıları için kalıcı soyadı olmuş artık.

    DERNEK TÜRKİYEDEN ACİL YARDIM İSTİYOR

    Trablustaki Giritli Müslümanları öz kimliklerine döndürmek için büyük gayret sarf eden Dr. Ali Bekraki umudunu Türkiyeye bağlamış. Ali Bekraki, Girit Adasının Tarihi ve Muhacirlerin Hikâyesi isimli bir kitap hazırlamış. Kitabı neden yazdığını şöyle açıklıyor: “Bu kitapta tarihî olayı anlattım. Ve Lübnanda Giritli Müslüman Türklerin yaşadığını insanlar bilsin istedim. Aynı zamanda Giritliler de kendi kimliklerine sahip çıksınlar diye çabalıyorum.

    Bekraki, bu çabasını kurduğu Uli Nuha (Akıl Sahibi) Derneği ile de sistemleştirmek istemiş. Derneğin henüz tam manasıyla işler hâle gelmediğini söylese de büyük amaçları olduğunu aktarıyor: “Trablusta bulunan Giritli göçmenlere sahip çıkmak, unutulan dili bir daha öğretmek, Türkçe kurslar düzenlemek, eğitim yardımları, burslar, yurtdışına tahsil için öğrenci göndermek gibi çabamız var. Bayramlarda giyim, gıda yardımları yapmak, unutulan tarihi bir daha canlandırmak, başka ülkelerde bulunan Giritli göçmenlerle bağlantı kurmak da hedeflerimiz arasında.

    Dernek şu anda kısıtlı imkânlarıyla yoksullara kumanya dağıtıyor. Öğrencilere verilen burslar ve tıbbi yardımlar da derneğin küçük faaliyetlerinden. Ali Bekraki imkânlarının çok kısıtlı olduğunu ve Türkiyeden bu konuda yardım beklediklerini söylüyor: “Kendi imkânlarımızla çok yetersiz kalıyoruz. Çünkü göçmenlerin çoğu yoksul. Dolayısıyla Türkiyeden ve Türkiyedeki Giritli göçmenlerden her türlü yardımı bekliyoruz. Kültürel faaliyetler de olabilir. Türkiyenin bize tam anlamıyla sahip çıkmasını istiyoruz. Başka hiç kimse bize sahip çıkmadı, çıkmasını da beklemiyoruz. Burada bir Türk okulu açılırsa çocuklarımızı oraya göndeririz. Türk kültürü ile yetişsinler istiyoruz.

    UZUN VE ÇİLELİ YOLCULUK

    Lübnana kadar uzanan Giritlilerin hikâyesi oldukça uzun ve çilelerle dolu. Osmanlı-Yunan Savaşından sonra Girit adasındaki Müslüman Türk hâkimiyeti yavaş yavaş yok olmaya başlar. 21 Ocak 1898de Yunan prensi Yorginin vali olarak atanmasıyla adada yaşayan Müslümanlar için ayrılık günleri başlar. İnsanlar öldürülür, evleri ateşe verilir. Adayı terk etmek zorunda kalanlar Hamidiye gemileriyle başka yerlere taşınır. 1898de başlayan göçler 1924 yılına kadar devam eder. Giritlilerin büyük bir kısmı İzmir ve Mersine yerleştirilirken bir kafile de Trablus ve Şama gönderilir. Sultan II. Abdülhamit Hazine-i Hassadan para harcayarak muhacirler için burada Hamidiye köyünü inşa eder. Bu günümüzdeki köy-kent projesinin bir benzeridir. Girit göçmenleri, düzgün yapılmış ve altyapısı olan köye yerleştirilir. Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı; Suriye ve Lübnan topraklarını kaybeder. 1920 yılında Fransız General Goru tarafından Büyük Lübnan Cumhuriyeti ilan edilir. Sınırlar yeniden çizilince Hamidiye köyü Suriye tarafında kalır. Böylece Trablustaki Giritliler ile Şamdakiler ayrılır. 35 kilometre uzaklıktaki akrabalar arasında iletişim günümüzde yok denecek kadar az. Lübnanda kalan Giritliler, hep Girite tekrar dönmeyi beklemiş. Ancak Osmanlının yıkılmasıyla umutları tükenmiş ve Trablus kentindeki mahallelerine hapsolup kalmışlar. Lübnanda 1975te başlayan ve 1990a kadar devam eden iç savaşta Giritliler büyük bir zarar görmemiş; ancak bu durum onların bulundukları alanın dışına çıkmasını hep engellemiş.




    Prof. Dr. Abdullatif Bekraki
    SIKINTI ÇEKENLER ADINI SOYADINI DEĞİŞTİRDİ

    Giritliler ile ilgili geniş bir çalışma yürüttüm. Girit Adası ve Göçmenler Tarihi isimli kitap yazdım. Burada Giritli Müslümanların zorunlu göçünü ve Hamidiye köyüne gelişlerini belgelerle ortaya koymaya çalıştım. Giritliler gelince kalıcı olmak istememiş. Sultan II. Abdülhamit onlar için bir köy kurmuş. Hamidiye köyü bu manada müthiş bir projedir. Sultan, Giritlilere hep sahip çıkmış. Köyde onlara arazi ve ev vermiş. Benim tespitlerime göre, buraya 10 bin Giritli geliyor. Ancak daha sonra dağılıyorlar. Günümüzde Türkçe bilen kalmadığı gibi kültür de yok oluyor. Hatta bazıları yükselmek için ve daha rahat hareket etmek için adını ve soyadını değiştirdi. Burada âdet olduğu üzere babasının adını soyadı olarak aldılar. Lübnanda değişik yerlerden gelen çok göçmen var; ancak sadece bize muhacir diyorlar. Bu da ayrı bir statü olsa gerek. Çünkü gelen babalarımız geri döneceklerini hesap etmiş. Ama Osmanlı yıkılınca burada kalıyorlar.

    (*) Lübnan Kaslik Üniversitesi Tarih Bölümü




    Prof. Dr. A. Nükhet Adıyeke * TÜRKİYEDEKİ GİRİTLİLER LÜBNANDAKİLERİ BİLMEZ

    Lübnanda yaşayan Giritliler, 1898-1899 yıllarında yoğun olarak Kandiye (İraklion) ve civarından getirilerek yerleştirilmiş olanlardır. Bu grubun bölgeye yerleştirilmesi, Kandiye Olayları olarak bilinen ve 6-7 Eylül 1898de yaşanan ayaklanmadan sonra gerçekleşmiştir. Kandiye Olayları, Giritte muhtariyetin ilan edilmesini takiben büyük devletlerin adada resmî kurumlara el koyması sırasında yaşanır. Kandiye Limanında bulunan Gümrük ve Vergi Dairesini İngiliz askerlerinin teslim alması sırasında bunu protesto etmek isteyen bir grup Müslüman, limana doğru yürüyüşe geçer. Bu bir çatışmaya dönüşür ve iki gün boyunca Müslümanlarla Hıristiyanlar silahla çatışır. Bir de yangın çıkar. Olaylarda Müslüman ve Hıristiyanlardan çok sayıda kişi hayatını kaybeder. Olayların bastırılmasının ardından İngilizler yaptıkları yargılamalar sonucunda sorumluluğun Müslüman cemaatine ait olduğu sonucuna varır. Elebaşı olarak suçladıkları on yedi Müslümanı idam edip olaya karışanların tümünün aileleriyle birlikte sürgün edilmesini Osmanlı hükûmetinden talep ederler. Bunlar Trablus, Şam ve Beyruta gönderilir. Trablusta yaşayanlar bunlardır. Bunların en belirgin özellikleri, Giritte taşıdıkları aile adlarını bugün de soyadları olarak kullanıyor olmalarıdır. Bekraki, bunun en güzel örneğidir. Türkçe Bekir ismine Rumca eklenen küçük (oğlu) anlamındaki aki takısından oluşmaktadır ki bu, Giritte aile adlarında çok kullanılan bir yöntemdir. Tıpkı Halilaki, Bayramaki gibi... Lübnanda yaşayan Giritlilerin bilinmemesinin nedeni kanımca bu insanların yaşadıkları coğrafyanın sürekli bir gerginlik ve çatışma alanı olmasıdır. Bölgede yaşayan çok farklı grupların çatışmaları içinde bu grup dikkat çekici herhangi bir kimlik vurgusuna girişmemiştir. Türkiyede yaşayan mübadiller ve diğer göçmenler çeşitli sivil toplum örgütlerinin çatısı altında örgütlenirken, bölgedeki akrabalarının varlığından bile habersizdirler.

    (*) Mersin Ü. Fen-Edebiyat Fak. Tarih Bölümü