Adım Adım O’nun İzinde

'Dini Bilgiler' forumunda Semerkand tarafından 9 Oca 2012 tarihinde açılan konu

  1. Adım Adım Onun İzinde
    Hz.Muhammed (sav) yol izi


    Allah Rasulü s.a.v. Efendimizin sözlerine, uygulamalarına ve herhangi bir durumla ilgili tavrına “Sünnet diyoruz. Sünneti gözardı eden bir anlayışın İslâmla, böyle bir yaşantının müslümanlıkla ilgisi olamayacağına dair şüphe yok.

    Bugün ilâhi köklerinden kopma tehdidi altındaki anlayışımızın ve yaşantımızın yenilenmesi, tazelenmesi yani tecdidi ancak Sünnet ile mümkün.

    Sünnetin bazı şeklî unsurlardan ibaret olmadığını, bir hayat tarzı olduğunu anlamamız, karşılaştığımız her durumda “Allah Rasulü olsaydı bu durumda ne yapardı? sorusunun izini sürmemiz gerekiyor.

    Efendimiz s.a.v. buyuruyor ki:

    “Göğüs boşluğunuzda iman, tıpkı bir elbisenin eskidiği gibi (zaman içinde) eskir. Öyleyse Allahtan imanınızı tecdid etmesini (yenilemesini) isteyin. (el-Hâkim, el-Müstedrek, 1 /4)

    Günümüze gelene kadar müslümanlar, Rabbanî alimler vasıtasıyla bu hadisin bildirdiği gerçeği hayat rehberi edinmiş; amel, söz ve davranış olarak, zikir ve fikir olarak şuurlarını mümkün olduğu kadar canlı tutmanın gayreti içinde olmuşlardır.

    İçinde yaşadığımız zaman diliminde durum epey farklılaşmış görünüyor. Zira bu zaman diliminin yani modern dönemin temel vasfı “tüketim çılgınlığının neredeyse bütün insanlık üzerinde hakimiyet kurmuş olmasıdır. Her şeyin kitlesel bir tüketim anlayışı içinde hızla eskidiği bu dönemde Sünnet-i Seniyyenin, din şuurumuzun ve algımızın diri tutulmasındaki hayatî fonksiyonunu sık sık vurgulamakta şüphesiz büyük faydalar var.

    Bu noktada, “dinî şuurumuzda baş gösteren yenilenme ihtiyacı kendisini nasıl belli eder? sorusu önemlidir. Bu soruya verilecek cevabı aslında her birimiz kendi nefsimizde hissedebiliriz. Öğrenip hafızamıza yerleştirdiğimiz ve hayatımıza intikal ettirdiğimiz İslâmî hakikatler, bir zaman sonra ruhunu ve etkisini yitirmeye başladıysa, birtakım ibadetleri, evrad u ezkârı yerine getirirken kalbimizde bir kıpırdanma olmuyorsa, yaptığımız işleri alışkanlık haline getirip mekanikleştirmişsek “tecdid vakti yani yenilenme, tazelenme zamanı gelmiş demektir.

    Hiç şüphesiz mekanikleşmenin, eskimenin, ruh zayıflamasının kendisini belli ettiği en önemli alanlardan birisi Sünnet-i Seniyyeye tabi olma şuurumuzdur. Sünnet-i Seniyyenin her bir ilkesine, her bir cüzüne ittiba ederken yaşadığımız “Sünnete uyma şuurunun, bir süre sonra yerini bir “alışkanlığa bırakmaya başlaması, tehlike zillerinin çalmaya başladığını işaret eder bize.

    Söz gelimi yemeklerden önce dişlerimizi misvaklarken bir sünneti yerine getirme niyetiyle hareket ettiğimiz sürece Sünnete ittiba sevabı kazanıyoruz. Ama bir süre sonra bu bir alışkanlık haline geliyor ve misvak kullanımı işini dişlerimiz daha beyaz görünsün diye yapmaya başlıyorsak, işte orada ruh ve mana kaybolmuş, sadece şekil ve kabuk kalmıştır.

    Sünnet-Tecdid ilişkisi

    Hayatımızda sıklıkla “tecdide ihtiyaç duyacağımızı bize haber veren de, onu nasıl yapacağımızı öğreten de Sünnettir. Bu sebeple Sünnet şuurunun canlandırılması tecdid ihtiyacının karşılanması için gerekli ve yeterli olacaktır.

    Bir keresinde Efendimiz s.a.v., “İmanınızı tecdid edin. buyurmuş, Sahabe-i Kiramın, “İmanımızı nasıl tecdid edelim? sorusuna da, “Lâ ilâhe illallâhı çokça söyleyin. cevabını vermiştir. (Ahmed b. Hanbel)

    Allah Tealânın bu ümmete her yüz senenin başında dinini tecdid edecek birini veya birilerini göndereceğini bildiren hadis (Ebu Davud) üzerinde dururken ulema, bilhassa Sünnetin ihyasına dikkat çekmiş ve müceddidin unutulan sünnetleri ihya edeceğinin ve yaygınlaşma eğilimi gösteren bidatleri ortadan kaldıracağının altını çizmiştir.

    Bu çerçevede İmam Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir: “Allah Tealâ, her yüzyılın başında insanlara Sünnetleri öğreten ve Rasul-i Ekrem s.a.v. adına yalan uydurulmasına engel olan kimseleri gönderir (el-Azîmâbâdî, Avnul-Mabûd, 11/387)

    Bu durum, aynı zamanda Sünnetin hayatımızdaki merkezî yerini de işaret etmektedir. Dinin tecdidi Sünnetin ihyasına bağlı olduğuna göre, biz de içinde bulunduğumuz zaman diliminde Sünnet şuurumuzu yenilediğimizde Efendimiz s.a.v.in haber verdiği tecdid faaliyetini kısmen de olsa yerine getirmiş olacağız.

    Sünnet bütün hayatı kuşatır

    Sünnet-i Seniyyenin hayatımızdan çekilmesi hiç şüphesiz biraz yukarıdaki örnekte geçen misvak kullanımı konusuna münhasır değildir. Sünnet bütün hayatımızı kuşatan bir rehberdir. Bireysel sorumluluklarımızdan toplumsal ilişkilerimize kadar her adımımız, her fiilimiz Sünnetin ilgi ve belirleyicilik alanı içindedir. Zira Efendimiz s.a.v.in hayatı, sünneti ve sîreti yani hayat tarzı bütünüyle Kuranın canlı bir tefsiridir. Onun her sözü, her davranışı bizim için Allah Tealânın rızasına götüren bir rehberlik niteliği taşır. Günlük hayatta, evinin içinde, komşularla ilişkilerde, devlet yönetiminde, mescitte ve sokakta kısacası hayatın her anında ve alanında O, “canlı Kuran olarak biz müminlere yol gösterir. Onun kılavuzluğu olmadan hakkıyla müslüman olmak ve müslüman kalmak mümkün değildir.

    Efendimiz s.a.v. bir gün mübarek başını göğe kaldırıp bir süre tefekküre daldıktan sonra şöyle buyurdu:

    – İlim sizden çekilip alındığı zaman haliniz nice olur?!

    Orada bulunan sahabiler biraz şaşkınlıkla şöyle dediler:

    – Ey Allahın Rasulü! Bizler Kuranı okuduğumuz ve ev halkımıza öğretip durduğumuz halde ilim bizden nasıl çekilip alınır?

    Efendimiz s.a.v.in cevabı son derece düşündürücü oldu:

    – Tevrat ve İncil yahudilerin ve hıristiyanların elindeyken onlara bir fayda sağladı mı? (Ahmed b. Hanbel, Tirmizî, İbn Mace)

    Evet, Tevrat ve İncil, Hz. Musa ve Hz. İsa (ikisine de selam olsun) ümmetlerinin bir süre sonra Yahudileşmesine ve Hristiyanlaşmasına mani olmamıştır.

    Bu son derece çarpıcı gerçek, sadece geçmiş kavimlerin durumunu anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda bizi şu hayatî sorunun muhatabı kılıyor:

    İslâm Ümmetini yahudi ve hıristiyanlarınkine benzer bir hüsrana sürüklenmekten koruyacak olan nedir?

    Hiç şüphesiz bu sorunun cevabı “Sünnet-i Seniyyedir. Onun kurtarıcı rehberliğinden kendisini müstağni zannedenlerin varacağı yer iki dünyada da hüsrandan başkası olmayacaktır. Zira Efendimiz s.a.v., “Nefsimi kudret elinde tutana yemin ederim ki, hevâsını (arzu ve isteklerini) benim getirdiklerime tabi kılmayan iman etmiş olmaz. (Begavî, Şerhus-Sünne, 1/213) buyurmuştur.

    Ulemamızın bu hadiste ifade buyurulan “benim getirdiklerim sözünün sadece Kuranı anlatmadığı, buradaki esas vurgunun Sünnet-i Seniyyenin rehberliğini anlattığı konusunda aydınlatıcı beyanları vardır.

    Dolayısıyla bu dinin hakkıyla öğrenilmesi de, yaşanması da ancak Sünnet-i Seniyyeye ittiba ile mümkündür.

    [​IMG]

    semerkand dergisi